X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Nepal için dua edin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Nepal için dua edin

  • Giriş Tarihi: 31.5.2015
Nepal için dua edin
Nepal için dua edin

Fotoğrafçı Recai Kömür, Nepal'e gidip Himalayalar'ı görmeyi, Everest'in eteklerinde dolaşmayı planlıyordu. Yaşanan büyük deprem onu durduramadı. Depremden kısa bir süre sonra bölgeye gitti ve izlenimlerini kaleme aldı

Bu yazının bir gezi yazısı olmasını çok isterdim. Tatil niyetiyle, uzun bir hazırlık sürecinde kendimi bedenen ve zihnen hazırladığım bir geziyi ballandıra ballandıra anlatıp, okuyucuyla paylaşmak ne de güzel olurdu. Öyle ya, insan her istediğinde Nepal'e gidemezdi ki! Himalayalar'ı görmek, dünyanın çatısı olarak kabul edilen Everest'in eteklerinde dolaşırken ter atmak, bu coğrafyanın pek de aşina olmadığı Budist ve Hindu tapınaklarında ayinlere katılmak, baharatlı yemeklerinden tatmak "Hadi gidelim" dendiğinde yapılacak bir şey değildi. 25 Nisan'ın o sabahına kadar her şey yolundaydı. Biletler alınmış, çantalar hazırlanmış, günler öncesinden gidilecek/görülecek yerlerin listesi çoktan çıkartılmıştı. Ancak bir arkadaşımın "Nepal'de deprem olmuş? Haberin oldu mu?" telefonuyla bütün planlar suya düşme noktasına geldi. Kısa bir sessizliğin ardından 'depremle yerle bir olan Nepal' haberleri ajanslara düşmeye başladığında 'gitmekle kalmak arasında' bir karar vermeliydim. 17 Ağustos'u yaşamış ve haftalarca bölgede görev yapmış biri olarak depremin ne olduğunu çok iyi biliyordum. Bültenlere yansımaya başlayan haberlerde Katmandu ve çevresindeki binaların yıkıldığı, insanların hayatlarını kaybettiği anons ediliyordu. Tatil tatil olmaktan çıkmıştı bile çoktan. Böyle zamanlarda, insanlar olabildiğince hızlı bir şekilde bölgeyi terk etmeyi tercih eder, rezervasyonlar iptal edilir, planlar bir başka iyi zamana ertelenirdi. Buna ister gazeteci şansı deyin ister yolcu şanssızlığı, uzun zamandır beklediğim bu yolculuğu ertelemeye hiç niyetim yoktu. Plandan geri dönmeyecektim.

'HOŞ GELDİN' KARŞILAMASI
O akşam beş saat gecikmeyle havalanan Türk Hava Yolları'na ait uçak da, beni doğrular gibiydi. Yolcuları AFAD, İHH, GEA ve Kızılay ekiplerinden ve yetişebilen birkaç basın mensubundan oluşuyordu. Pek de yabancı sayılmazdım bu ortama. Daha önce kriz, savaş ve benzeri nedenlerle gittiğim coğrafyaların yolcuları hep böyle olurdu zaten. Altı saatlik uçuşun ardından Katmandu Havaalanı'na vardık. Vize işlemlerinin ardından çantaları almak için ayrılan bölüme doğru giderken bir sürprizle Nepal'e geldiğimizi hatırladım. Daha sonra şiddetinin 7.1 olduğunu öğrendiğim artçı deprem, 'hoş geldin' karşılaması yapmıştı. Havalimanı, deprem nedeniyle tam bir kaos yaşıyordu. Uluslararası bir havalimanında elektrikler yoktu, herkes bir yerlere gitmeye çalışıyor, havalimanının dışında binlerce insan da bulabildiği ilk uçakla Katmandu'yu terk etmek için sıcak havaya rağmen dışarıda bekleşiyordu. Gerçekten hava kaos havasıydı. Neyse ki, yola çıkmadan bir süre önce bağlantı kurduğum ve geleceğinden umudu kestiğim rehberim elinde adım yazılı bir kağıtla beni bekliyordu. Sanırım o an duyduğum mutluluğu çok az yerde duymuşumdur. Rehberim dediğime bakmayın Ashok Khadka, Nepal'de kaldığım iki hafta boyunca her türlü durumda yardımıma koşan en yakın arkadaşım oldu.

17 AĞUSTOS'A DEJAVU
Şehirde gördüğüm ilk manzara, şehrin her yerinde hızla kurulan çadırlar, çaresizce bekleşen insanlar oldu. Tam 16 yıl önce 17 Ağustos'ta, sabahın bir köründe yakalandığım depremde yaşadıklarım yine tam karşımdaydı. Binalar yıkılmış, binlerce insan ölmüş; geride kalanlar ise çaresiz bir şekilde yardım elinin uzanmasını bekliyordu. Katmandu'nun en hareketli bölgelerinden biri olan Thamel Meydanı, çöken binalar nedeniyle girilemez hale gelmişti. Katmandu'nun sembolik tarihi eserlerinden biri olan Dharara Kulesi, turistlerin uğrak yerlerinin başında gelen Durbar Meydanı, Patan'daki Ulusal Sanat Müzesi ve çevresindeki binalar ya tamamen yıkılmış ya da hasar görmüştü. Bir turist olarak gezmeyi planladığım yerler tanınmaz haldeydi. Normal dönemlerde ölenlerin yakılarak son yolculuklarına uğurlandığı şehrin en önemli tapınaklarından Pashupatinath Tapınağı, depremde ölenlerin art arda yakılmasından dolayı koyu bir dumanla kaplıydı. Turist olarak gezmeyi hayal ettiğim yerlerde gazeteci kimliğimle depremin bıraktıklarını yeniden yaşıyordum.

NEPALLİ DAMAT, HİNTLİ GELİN

Nepal'e gitmişken, Lumbini'ye uğramamak olmazdı. Budizmin kurucusu Sidartha Gautama'nın doğum yeri olan Lumbini, Budistler için önemli bir yer. Her yıl binlerce budistin hacı olmak için akın ettiği Lumbini, UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki en önemli yerlerden biri. 1896 yılında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan ve MÖ 245 yılında Budist Kral Ashoka tarafından yaptırıldığı belirlenen dikili taşın hala ayakta olduğu Lumbini'de Buddha'nın anısına oluşturulmuş 6 kilometre uzunluğunda bir bölge dünya Budistlerinin de ilgi odağı. Burada Çin'den Sri Lanka'ya, Almanya'dan Japonya'ya her ülkenin yaptırdığı tapınaklar görülmeye değer güzellikte. Hindistan'a yakınlığı nedeniyle insanlarının daha çok Hintlilere benzeştiği Lumbini'de iki ülke arasında evlilikler de oldukça sık görülüyormuş. Dolaştığım sokaklardan birinde karşıma çıkan düğünde Nepalli damadın Hintli bir gelinle evlendiğini öğrendiğimde bu gerçeği daha yakından görme imkanı da bulmuş oldum. Hindistan kültürünün egemen olduğu bölge; iklimi, havası ve yaşam tarzıyla da Hindistan esintileri taşıyordu.

"YIKILMADIK AMA..."
Nepal'e yolu düşen her yolcunun ortak fikri insanlarının güzelliği olsa gerek. Lumbini'de kaldığım otelin sahibi Jupiter Sharma da Nepal'in güzel insanlarından biriydi. Depremden etkilenmeyen bir bölgede olan Lumbini'de depremzedeler için yardım topluyor ve onları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalışıyordu Jupiter Sharma. Yaptığımız küçük sohbetlerde özellikle vurguladığı bir ricasını sizlerle paylaşarak yazıyı bitiriyorum: "Nepal küçük bir ülke. Bu ülkenin insanları yaşamlarını turizmden kazanıyor. Depremin verdiği hasar ne kadar büyük olursa olsun, eğer bu sektör deprem yüzünden sekteye uğrarsa, varlıklı insanlar ayakta kalabilir ancak yaşamını sürdüren yüzbinlerce insan zorluk çeker. O yüzden Nepal için dua edin, Nepal yaralarını sarsın ve eskisi gibi yeni yolcularına evsahipliği yapsın." Nepal'e yardım etmek için el uzatmanın, Nepal'e gitmenin belki de en güzel zamanı.

BEŞ GÜNLÜK YÜRÜYÜŞ
Dört gün boyunca Katmandu'daki yıkıntılar arasında dolaştıktan sonra, şehirden biraz olsun uzaklaşmak iyi bir fikirdi. Geri kalan günlerimi en azından daha rahat geçireceğim düşüncesiyle Pokhara'ya gitmeye karar verdim. Bir firma ile anlaşarak beş günlük bir yürüyüş rotasına katılacaktım. Katmandu-Pokhara arası 200 kilometre gibi kısa bir mesafe olmasına rağmen, otobüsle 10 saatte katedilebiliyordu. Bu yüzden SimrikAir'e ait küçük bir uçakla uçmayı tercih ettim. Havalandıktan sadece 35 dakika sonra Pokhara sanki başka bir coğrafyaydı. Haşmetli Annapurna'nın eteklerinde uzanan Phewa Gölü'nün hemen dibinde kurulmuş bu küçük yerleşim birimi, sanki Ege'de bir sayfiye yeri gibiydi. Sezon sonu olmasının yanı sıra deprem nedeniyle çok az insanın bulunduğu Pokhara, tam da aradığım yerdi.

"TÜRK YEMEĞİ BULUNUR"
Pokhara'ya vardığım günün akşamında küçük bir şehir turuna çıktım. Gölü takip ederek yaptığım yürüyüş sonunda "Merhaba Turkish Restaurant" yazan bir tabela sanki küçük bir sürpriz gibiydi. Derme çatma bir mekandı burası. Türkiye'nin değişik yerlerinden fotoğraflar ve Türk bayrağıyla süslü mekanın sahibi ise Nepalli bir Türkiye hayranı olan Sunil Acharya'ydı. Türklere ve Türkiye'ye hayranlığı had safhaya ulaşmış Sunil tatlı Türkçesiyle hikayesini anlattığında şaşırmamak elde değildi. Yıllarca Almanya'da yaşamış ama Türklerle dost olmuş Sunil. Hatta en yakın arkadaşı öldüğünde onun adını alarak 'Coşkun' diye kendini tanıtır olmuş. Türkiye'de de bir süre yaşamış Sunil, her türlü yemeği yapacak kadar da usta bir şef. Hani memleketten bir o kadar uzak olunca ve bir o kadar yemeklerini özleyince, menüye bir göz gezdirdiğimde 95 çeşit Türk yemeğinin ismini görmek beni fazlasıyla şaşırttı. "Hepsini yapabiliyor musun bu yemeklerin?" sorusuna, "Ben şeflerin şefiyim. Almanya'da şeflik eğitimi veriyordum. Buraya çok fazla Türk gelmez ama özellikle turistler Türk mutfağına bayılıyorlar. Menüdeki bütün yemekleri de Nepal yemeklerine tercih ediyorlar" diye cevapladı. Bu arada, nadiren de olsa bulabildiğim wifi ile internete girmeye çalıştığımda arkadaşlarımdan gelen, "Nerelerdesin?", "Nepal'den ne zaman dönüyorsun?" gibi merak dolu mesajlara cevap vermeye çalışıyordum. Haklılardı. Basında çıkan haberlere göre, Nepal'de kıyamet kopmuştu ve benim orada bulunmamın onlar için bir anlamı yoktu. Hayır hiç de öyle değildi. Sabah uyandığımda karşımda Annapurna güneşin kızıllığını üstünde taşırken, Phewa'nın çevresindeki ormanlardan yükselen kuş sesleri tam da doğru yerde olduğumu fısıldıyordu kulağıma. Pokhara'ya vardığım günün ertesi otelden ayrılarak beş gün dağlarda kaldım. Evet, deprem nedeniyle bazı yüksek bölgelerde çığ düşmüş ve 100'den fazla dağcı bu çığlar yüzünden hayatını kaybetmişti ama benim tercih ettiğim trekking rotası, hem zirvelerden uzak hem de oldukça güvenliydi. Dağ yolculuğu başlı başına bir yazı konusu olsa da, Pokhara'nın hemen yanıbaşında Naya Pol'dan başlayan yürüyüş rotam, Ullieri, Banthanti, Nangethanti, Gorepani, Deurali, Tadapani, Chuile, Chomrong ve son olarak Ghandruk üzerinden yine Naya Pol'da son buldu. Bhurungdi Khola adlı nehri besleyen ve dağlardan gelen kaynak sularının beslediği yemyeşil bir coğrafyada yaptığım beş günlük yolculuk sanırım hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak. Dağların eteklerinde oluşmuş patikalarda nefesimi kesen binlerce basamaktan oluşan yürüyüş yolları, her öğleden sonra sırılsıklam yapan yağmurları, belli aralıklarla kurulmuş küçük köylerdeki otel niyetine en vasat ortamları yolculara sunan guesthouse'ları, sabahın alacakaranlığında yollara düşüp Annapurna zirvelerinde güneşin doğuşunu yakalamak için çıkmak zorunda kaldığım yüzlerce basamaklı Poon Hill'i sanırım hiç unutmayacağım.