X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 21. yüzyılda bir Ortaçağ şehri Edinburg
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

21. yüzyılda bir Ortaçağ şehri Edinburg

  • Giriş Tarihi: 3.1.2016
21. yüzyılda bir Ortaçağ şehri Edinburg
21. yüzyılda bir Ortaçağ şehri Edinburg

Türkiye'den kalkıp Londra'ya kadar gelmişken, kendinize verebileceğiniz en güzel hediyelerden biri İskoçya'nın başkenti Edinburgh'a gitmek. Sadece fazladan bir ülke daha ziyaret etmekle kalmayıp Avrupa'nın en büyüleyici şehirlerinden birini görmüş olacaksınız

İngiltere için Birleşik Krallık vizesi aldığınızdan, Birleşik Krallığa bağlı olan İskoçya'ya gitmek için ekstra vizeye ihtiyacınız yok, sadece bilet almanız yeterli. Londra'dan Edinburgh'a otobüs, hızlı tren ya da uçakla gidebilirsiniz. En ucuz seçenek otobüs, önceden internetten bakarsanız sadece 10 pounda (45 TL) bile bilet bulabilirsiniz. Londra'dan Edinburgh'a otobüsle gitmek yaklaşık dokuz saat sürdüğünden, hızlı tren ya da uçakla gitmeniz çok daha rahat olacaktır. Ya da direkt 4,5 saatlik bir uçak yolculuğuyla İstanbul'dan Edinburgh'a gidebilirsiniz. Şehir merkezinde kalacağınız çok sayıda otel, misafir evi ve hostel var. Genelde her yere yürüyerek gidebilmeniz şehrin en büyük artılarından.

MANZARALI DAR SOKAKLAR

Soğuğu ve yağmuruyla İngiltere'yi bile geride bırakan İskoçya'nın havasını Edinburgh'a geldiğiniz an hissediyorsunuz. O yüzden hangi mevsim olursa olsun yanınıza kalın giysiler almalısınız. Edinburgh'a trenle de, otobüsle de gelseniz başlangıç noktanız Princess Street oluyor. Bu büyük cadde boyunca çok sayıda alışveriş mağazası ve otel var. Cadde üzerindeki tramvay, şehrin dokusunu tamamlayan faktörlerden. Princess Street'te yürümeye başladığınız andan itibaren, şehrin hayranlık uyandıran mimarisi ile büyülenmeye başlıyorsunuz. Edinburgh'u en özel kılan şeylerden biri yok denecek kadar az sayıda yeni bina olması. Princess Street'ten görebildiğiniz Old Town (Eski Şehir) adı verilen bölgeye ait yapılar ve Edinburgh Şatosu, size daha önce gittiğiniz hiçbir yere benzemeyen bir şehirde olduğunuzu fark ettirecek. Old Town'a vardığınızda yaşadığınız yüzyılı unutmaya ve kendinizi Ortaçağ'da hissetmeye hazır olun. Edinburgh'un en eski bölgesi olan Old Town'daki binaların çoğu Reform dönemine ait. St. Giles Katedrali başta olmak üzere, İskoçya Ulusal Müzesi ve çok sayıda kilise burada. Turistik bir yer olmasından dolayı alışveriş yapılabilecek dükkanlarla dolu. Bu dükkanların çoğunda İskoçların geleneksel giysisi olan ve 'kilt' adı verilen eteklerden satılıyor. Dükkanlarda sık sık rastladığınız bir diğer şey de tabii ki viski. Yüzlerce çeşit viskinin satıldığı The Scotch Whisky Shop'ta 20 pounda (90 TL) da, 20 bin pounda (90 bin TL) da viski var. Viski hakkında pek çok şey öğrenebileceğiniz viski turlarına da katılabilirsiniz. Old Town'da gezerken keşfedeceğiniz manzaralı dar sokaklar, gezinize daha da renk katacak. Lüks markalardan alışveriş yapmayı sevenler için en doğru adres George Street. Caddede Burberry, Louis Vuitton, Hobbs, Harvey Nichols gibi ünlü mağazalar bulunuyor.

EDINBURGH ŞATOSU

Edinburgh'a gittiğinizde görmeden dönmemeniz gereken en önemli yer Edinburgh Şatosu. Old Town'da bulunan ve 12. yüzyılda inşa edilen şato oldukça görkemli. Her bölümü farklı bir müzeye çevrilmiş olan kalede, Birleşik Krallık tarihine dair pek çok şeyi görebilirsiniz. 17. ve 18. yüzyıldan kalma zindanlar çok etkileyici. Şatonun bir özelliği de, Edinburgh'u ayaklarınızın altına seren müthiş bir manzaraya sahip olması. Şatoda bulunan restoranda bir şeyler yiyip içerek manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Şatodaki hediyelik eşya dükkanları ise Edinburgh'a ait hediyelik eşyalar almak için güzel seçenekler sunuyor.

HAGGIS YİYİN

Edinburgh'da tıpkı İngiltere'de olduğu gibi çok sayıda pub var. Gece hayatında da en hareketli olan yerler publar, pek çok pubta canlı müzik yapılıyor. Özellikle ara sokaklarda birbirinden güzel butik kafeler karşınıza çıkacak. George Street'teki kafeler ve restoranlar ise son derece şık ve lüks. Bir şeyler yemek için nereye giderseniz gidin, eğer vejetaryen değilseniz İskoçların en ünlü yiyeceği olan Haggis'i yemeden sakın dönmeyin.

FESTİVALİ DE VAR

Edinburgh daha çok Edinburgh Festivali ile biliniyor. Dünyanın en büyük sanat festivali olan Edinburgh Festivali ağustos ayında gerçekleşmekte. Bu festivale dünyanın dört bir yanından sanatseverler katıldığından, ağustos ayında otellerde yer bulmak çok zor. Şehrin sanata verdiği önemi müzelerden, galerilerden ve tiyatrolardan anlıyorsunuz. İskoçya'nın ulusal galerisi Scottish National Gallery'de Leonardo Da Vinci, Van Gogh, Monet, Rembrandt gibi çok önemli sanatçların eserleri sergilenmekte.

Hayal turuna katılın, gaydanın sesini takip edin


Gittiğiniz ilk gün Edinburgh'daki etkinlikleri bulabileceğiniz ücretsiz kitapçıklardan edinin. Böylece orada kaldığınız süre boyunca etkinliklere katılma şansınız olur.
Afternoon Tea adı verilen, sandviç ve keklerden oluşan geleneksel öğleden sonra çayı için The Dome'a gidin. Fiyatları pahalı ama kesinlikle değer.
Old Town'da Edinburgh manzarasını arkanıza alarak selfie çekin.
Kilt satan bir mağazaya gidip almasanız bile mutlaka üzerinizde deneyin.
Çayınızı ya da kahvenizi alıp Princes Street Gardens'ta uzun bir yürüyüş yapın.
İlginç bir deneyim yaşamak için otobüsle şehri gezerken hayalet hikayelerini dinlediğiniz hayalet turlarından birine katılın.
Sokakta yürürken mutlaka bir gayda sesi kulağınıza gelecek. İskoçların geleneksel müziğini canlı dinlemek için sesin geldiği yere doğru yönelin.
J. K. Rowling'in ilk Harry Potter kitabını yazdığı yerlerden biri olan The Elephant House adlı kafeye gidin.
Eğer vaktiniz varsa hızlı trenle sadece bir saat uzaklıktaki İskoçya'nın en büyük şehri olan Glasgow'u da görmeyi ihmal etmeyin.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.