X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Macera dolu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Macera dolu

  • Giriş Tarihi: 7.8.2016
Macera dolu
Macera dolu

Shakespeare’s Globe’un etkileyici sahnesinde Macbeth’i izlemek, yıldızların altında bir yandan film seyredip bir yandan da piknik yapmak... Londra’nın kültür ve sanat hayatı nın griliğine inat rengarenk

Londra'nın sını nasıl tarif edersiniz? Gri bir gökyüzü, dinmemecesine yağan yağmur, hatta soğuk... Kesinlikle haklısınız. Geçen ayın ortasında şehirde sonbahardan kalma günler yaşamak o yüzden şaşırtmadı beni. Hava genellikle kapalı ve bulutluydu, arada kendini gösteren güneş de olmasa yaz mevsiminde olduğumu tamamen unutacaktım. Ama gökyüzünün griliğine inat şehir kültür ve sanatla renklenmişti, capcanlıydı. Ben de havayı kafama takıp keyfimi bozmak yerine ajandamı etkinliklerle doldurdum. Kalan vakitlerimde de sokaklarda yürüyüp Pokemon avına çıkanların arasına karıştım, lezzet keşiflerinde bulundum. İşte Londra'da üç günün unutulmazları.

YILDIZLARIN ALTINDA FİLM
Akşam olduğunda piknik sepetini hazırlayan Londralılar soluğu açık hava sinemalarında alıyor. Ben de ilk akşam Orman Kitabı filmini izlemek için Thames Nehri kenarındaki Pimlico Gardens'a gittim. Yemyeşil çimlere battaniyelerini serip yayılan Londralılar piknik sepetlerini açmış, çoktan akşamın keyfini çıkarmaya başlamıştı. Gençler, çiftler, aileler... Herkes mutlu görünüyordu. Ben de mini bardan içeceğimi ve atıştırmalıklarımı alıp portatif sandalyelerden birine oturdum. Bu arada parkın ortasında 'Tatlı Rüyalar' (Sweet Dreams) adı verilen dev bir yatak vardı. Film başlamadan önce yapılan küçük bir yarışma sonucu birinci olan çift, filmi bu yatağa uzanarak konforlu bir şekilde izleme şansını elde etti. Luna Cinema'nın düzenlediği gösterim parkın ortasına yerleştirilen dev perdede gerçekleştirildi. Yıldızların altında film izlemek keyifliydi.

YENİ BİNA YENİ ESERLER
Londra'da sanat denince ilk akla gelen galeri Tate Modern. Dünyanın en büyük modern ve çağdaş sanat galerileri arasında yer alıyor. Galeriye giriş ücretsiz. Sadece belli başlı geçici sergiler ücret karşılığı geziliyor. Bu gidişimde galerinin haziran ayında açılan yeni binasını gezme fırsatı buldum. Piramit şeklindeki yeni binaya girdiğimde ilk gözüme çarpan zemin katındaki Çinli çağdaş sanatçı Ai Weiwei'in Tree'si oldu. Çocuklar ellerinde kalem ve kağıtlarla yerlere oturmuş sanatçının eserini resmediyorlardı. Galerinin İsveçli mimarlar Jacques Herzog and Pierre de Meuron imzalı yeni bölümü tıpkı bir kayak pistini andırıyor. Bölümler arasında gidip gelirken kendinizi hafif eğimli bir pistte kayak yapıyor gibi hissediyorsunuz. Vaktim kısıtlı olduğu için hızlı bir tur attım. Marina Abramovic, Lousie Bourgeois gibi önümle isimlerin eserlerini görme fırsatım oldu. Yeni binada kafe ve müze mağaza da bulunuyor. Tate Modern'in şu sıralar en çok ilgi gören sergisi Lübnanlı sanatçı Mona Hatoum'unki. Sergi 21 Ağustos'a kadar sürecek.

Biraz da nezaket
Nezaket bulaşıcıdır." DoubleTree by Hilton ve The School of Life, bu fikirden yola çıkarak yaz boyunca devam edecek özel nezaket dersleri serisi gerçekleştiriyor. Ben de bu interaktif derslerden birine katıldım. Sınıfta farklı milletlerden insanlar vardı, ilginç bir deneyimdi.

Festivalsiz olmaz
Londra seyahatim sırasında şehirde Udderbelly devam ediyordu. Southbank'te London Eye manzaralı bir alanda düzenlenen ve yaz boyunca devam eden festival kapsamında komediden ale çok sayıda gösteri gerçekleştiriliyor. Ben de a cappella ve beat box şovu Gobsmacked'i izledim. İki kız, beş erkekten oluşan Gobsmacked müzik aleti kullanmadan, sadece sesleriyle son yılların sevilen şarkılarını ve klasik parçaları çok eğlenceli bir şekilde seslendiriyor. Gösteri öncesinde festival alanında vakit geçirmek de çok keyifliydi. Çimlerin üzerine kurulmuş sarı renkli oturma gruplarına kurulup etnik dans gösterileri izliyorsunuz. Alanda bir şeyler içip atıştırmak da mümkün.

Yemek molası
Jamie's Italian tahmin edebileceğiniz gibi öğle ve akşam yemeklerinin popüler mekanlarından. Ama ben kahvaltısını da çok sevdim. Yine Tower Bridge yakınlarındaki Tooley Caddesi'ndeki Brigade adlı bistro ise arkadaşlarla toplu yenecek akşam yemekleri için ideal. Eski bir itfaiye binası restore edilerek açılan restoranda evsizler çalışıyor. Burada önce eğitim alıyor sonra profesyonel olarak devam ediyorlar. Çalışanlar hayatlarının tamamen değiştiğini anlatıyorlar. Mevsim sebzelerinin kullanıldığı yemekleri de çok lezzetliydi. Shakespeare's Globe'da Macbeth'i izlemeden önce ise Swan Pub'ta öğle yemeği yedim. Tiyatronun bitişik binasında yer alıyor. Tiyatroya gelenler genelde burada yemek yiyor. İngiliz mutfağı ağırlıklı, sakin bir yer. Londra şehir manzarasının tadını 360 derece çıkarmak istiyorsanız 20 Fenchurch Street'teki Sky Garden'a gidebilirsiniz. Bir yıl önce açılan binanın 37. katındaki fine dining restoranı Fenchurch Restaurant lezzetli menüsüyle kalbimde özel bir yer edindi. Restorandaki tek sorun binanın dış cephesinin demir bir kafesle çevrili olmasından dolayı manzaranın kesintiye uğramasıydı. Bu arada gitmeden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Shakespeare'in evinde gibi...
Bankside'daki Shakespeare's Globe, ünlü yazarın oyunlarının sahnelendiği etkileyici bir açık hava tiyatrosu. Ahşap ağırlıklı. Yarım ay şeklinde ve çok katlı. Ortada sahne bulunuyor. Sahnenin üst katında ise müzisyenler için özel bir bölüm bulunuyor. Tiyatroda yazarın en ünlü trajedilerinden Macbeth'i izledim. Yerim beşinci kattaydı. Oyunun daha ilk dakikalarında kendimi 1600'lü yıllara ışınlanmış gibi hissettim. Baştan sona unutulmazdı.

Rock'n roll turu
Londra, müzik tarihinde de önemli yeri olan bir şehir. Central London'da Touriocity'nin rehberleri eşliğinde gerçekleştirilen bir saatlik rock'n roll turuna katıldım. Turda 1960'lara kadar uzanıp müziğin seyrini etkileyen olaylara ev sahipliği yapan mekanları gördüm. Örneğin Beatles'ın 1969'da ünlü çatı konserini gerçekleştirdiği Apple Stüdyoları binasında şu sıralar Abercrombie şirketi faaliyetlerini sürdürüyor. Tur sırasında David Bowie'nin ikonik pozlarından birini verdiği sokağı, The Rolling Stones, The Clash gibi efsane grupların konser verdiği kulüpleri, albümlerini kaydettikleri stüdyoları görme fırsatım oldu. Touriocity sadece müzik değil, farklı konseptlerde de turlar düzenliyor.

Biraz şehir biraz da nehir manzarası
Londra'da iki ayrı otelde kaldım. Hilton London Tower Bridge, alışveriş merkezlerinin yanı sıra Borough Market, Tate Modern ve Tower of London'a yürüme mesafesinde olduğu için tercih edilebilir. Borough Market şehrin en hip yerlerinden. Akşamüstlerine kadar devam eden meyve ve sebze pazarında sokak yemeklerinin en lezzetlilerini de tadabilirsiniz. Akşamları da çevresindeki kafe ve publarda vakit geçirmek çok keyifli. Otelin girişinde Jamie's Italian bulunuyor. Otel misafirleri kahvaltılarını burada yapabiliyor. The DoubleTree by Hilton London-Docklands Riverside ise Thames nehri kenarında bir otel. 17. yüzyıldan kalma bir binada hizmet veriyor. Manzarası muhteşem. Ama çevresinde sadece evler bulunuyor, gezilecek görülecek yer pek yok. Ama zaten insana nehir manzarası yetiyor. Otelin kafesinde vakit geçirmek çok keyifli.