Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

"Yargıçlar, savcılar Bakan'dan değil HSYK'dan korkar"

İstanbul Barosu'nun eski başkanı, öğretim üyesi ve saygın hukukçu Yücel Sayman'ın yorumları insanın zihnini açıyor. Örneğin birçok kişi, İstanbul'daki Ergenekon Davası savcılarına gönderilen Cihaner dosyasının, niye Erzurum'a iade edildiğini anlamadı.
Hakkındaki suçlamalar Ergenekon Davası çerçevesinde mütalaa edilebilecek olan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in dosyası, niye geri gönderilmişti?
Dosya daha iade edilmeden, Yücel Sayman aşağıdaki yorumu yapmıştı:

***
"İstanbul'daki savcılar, Erzincan Savcısı'yla ilgili önlerine gelen soruşturmayı sürdürürlerse, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, kendi gerekçesini çürütmemesi için, Erzurum Savcısı'na yaptığını Ergenekon savcılarına da yapması, onların da özel yetkilerini kaldırması lazım. Bu yüzden Erzurum'da başlatılan süreç İstanbul'da devam ettirilebilir!
"Ayrıca... Diyelim ki Erzincan Başsavcısı hakkında dava açıldı. Bu savcı nerede yargılanacak? Yargıtay'da yargılanacak. Üstelik de Ergenekon davasında öne sürülen iddialardan ve suçlardan biriyle bu savcı Yargıtay'da yargılanacak.
"O zaman ne olacak? Ergenekon'da davanın birleştirilmesi istenecek. Çünkü davanın biri Yargıtay'da, diğeri İstanbul'da Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde, yani Silivri'de görülüyor...
"Bu durumda, Ergenekon davasının tümü Yargıtay'a alınmasa bile, en azından 'Islak İmza' ve 'Kafes Planı', Yargıtay'a gider. (...) Bu davalar Yargıtay'a gittiği zaman, Yargıtay bu suçlara, 'Bunlar askeri suç' der ve yargılamayı ayırabilir. Yargılamanın askeri mahkemede yapılmasına karar verebilir.
"Ergenekon davası böylece ulusalcı güçler tarafından tasfiye edilebilir. (...) Ergenekon davası, Veli Küçük gibi isimlerle kapatılabilir." (Taraf, 22 Şubat, Neşe Düzel ile söyleşi)

***
Darbe anayasaları sayesinde nasıl bir sistem kurulduğunu görüyor musunuz?
Bir yandan siyasetçilerin dokunulmazlığına laf ediyorlar... Öte yandan, kendi adamlarının yargılanmasını engelleyebilecek araçları ellerinin altında tutuyorlar.
Üstelik de yasal araçlar bunlar.
Yasal araçlar tükendiğinde ise, Anayasa Mahkemesi ya da HSYK'nın yaptığı gibi, "Ben böyle yorumluyorum" diyerek işin içinden çıkılıyor.
Bunun "yetkiyi aşma" ve "başkasının yetkisini gasp etme" olduğu biliniyor ama neyin suç olduğuna da onlar karar verdiği için bir şey yapılamıyor.

***
Bir söyleşiden yola çıktık, bir başkasıyla bitirelim. Eski DGM savcılarından Mete Göktürk, HSYK'nın aşırı gücünü bakın nasıl anlatıyor:
"HSYK'nın aldığı kararlar denetime tabi değil. Yani yargıçlar bakandan filan korkmazlar. Kuruldan korkarlar. 'Yaptım oldu' dediği zaman yapacağınız bir şey yoktur.
"İki tane böyle kurum var. Biri Yüksek Askeri Şûra, biri de HSYK'dır. Aldıkları kararlar denetim dışıdır.
"Bir mübaşirin sahip olduğu haklardan bir yargıç mahrumdur. Bir mübaşir, haksız bir idari işlemle karşılaştığında, iptali için idare mahkemesine başvurabilir, Danıştay'a gidebilir ve haksızlığı düzelttirebilir, yürütmeyi durdurabilir.
"Ferhat Sarıkaya meslekten atıldı, hiçbir yere başvuramadı. Bugün yüksek yargı kendi işini yapmak yerine, devleti idare etmeye kalkıyor. Bütün bunların önüne geçmenin tek yolu var. Yeni bir Anayasa yapmak..." (Yeni Şafak, 22 Şubat, Murat Aksoy ile söyleşi.)
NOT: Bu iki söyleşiyi, "Türkiye'de yargı bağımsız değil" diyen arkadaşların bilgisine sunarım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA