Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

Kemalist rejimin türban tiyatrosu tekrar sahnede

Burada yazmaya 23 Ağustos 2002 günü başladım. "Anlatılacak, analiz edilecek, eleştirilecek ne çok konu var" diye düşünüyordum.
Türkiye gibi hemen her gün yeni bir olayın patladığı bir ülkede, köşe yazarının "Bugün ne yazayım" demesinin sebebi, konu bulamamak değil, sürüyle konu arasından seçim yapamamaktır.
Ancak 2004 sonbaharında dehşet içinde fark ettim ki iki yıl önce yazdığım bir yazıyı, ufak tefek değişikliklerle tekrar yayına koyabilirim!
Çok tuhaf bir durumdu bu: Bir yandan inanılmaz renkli, hareketli, canlı bir ülkede yaşıyorduk... Ama aynı anda, bazı önemli olaylar kendini tekrar ediyordu...
Bunun nedeni, toplumsal ve siyasi yapıların aynı olayları tekrar ve tekrar üretmesiydi.

***
İşte bunu bildiğim için referandum öncesinde hem yazılarda, hem de ekranlarda bana kulak verenleri uyarmaya çalıştım.
Örneğin oylamadan önce, farklı kesimlerden insanları bir araya getiren 'Yetmez Ama Evet Platformu' bir panel düzenlemişti. TV'lerin de rağbet ettiği toplantı İstanbul Taksim'deki bir oteldeydi...
Panelde önce Adalet Ağaoğlu konuştu. Gayet iyimserdi. Hukukçu Osman Can ondan da iyimserdi: 13 Eylül sabahı yeni bir Türkiye'ye uyanacağımızı söylüyordu.
Bense dinleyicilere, ihtiyatlı olmaları gerektiğini nasıl anlatacağımı düşünüyordum.
Çünkü karşımdaki kalabalık coşkuluydu, geleceğe umutla bakıyordu... Bu insanlar oraya benim uyarılarımı dinlemeye gelmemişti... Hep iyimser sözler duymak istiyorlardı... Benim uyarılarımı karamsarlık olarak algılayabilirlerdi...
***
Derken bir yaygara koptu. Kemalist solcular çıngar çıkardı. Adalet Hanım'a ve Osman Can'a yumurta attılar.
İtiş kakış derken ortalığı sakinleştirmek gerekiyordu... Arkadaşlar mikrofonu bana verdi.
Artık dil dökmeme, "Aman ihtiyatlı olun" dememe gerek kalmamıştı.
Somut örnek ortadaydı: Referandumdan evet çıksa dahi, ortalık süt liman olmayacaktı.
Çünkü Kemalistlerin ve müttefiklerinin elinde, psikolojik operasyon yapmaya yarayan çok sayıda araç vardı:
Birileri olay çıkartacak... Aydın Doğan'ınki başta olmak üzere, askerci medya da bunu alabildiğine büyütecekti.
***
Medya bağlantılı bu tip psikolojik operasyonlar iki türlü yapılıyor:
1) Türkiye çok hareketli bir ülke olduğu için her çeşit örnek olay bulunur.
İstatistiklere göre erkekler, kadınları dövüyor değil mi? Ama 73 milyonluk ülkede bunun tersi de görülüyor. Böyle olayları gazetenin manşetine, ekranın flaş haberine çekerek, "Aslında kadınlar ereklere dövüyor..." algısına yol açabilirsiniz.
2) Bir de "kurgulanmış" olaylar vardır: Kürt sorununda olumlu bir gelişme mi oldu? Kürt çocuklara para verilerek, Türk bayrağını yakmaları sağlanır. Sonra da bu olay medyanın manşetine çıkarılır. Açılım berhava olur.
İslamcılar gösteri yapmıyor mu? Aczmendilere başkentin ortasında hu çektirirsin. Sonra da "şeriat geliyor" diye yaygara kopartırsın.
28 Şubat darbesi işte böyle yapılmadı mı?
***
İşte şimdi de (dün) üniversitede olay çıkardılar: Bazı gençler türban tartışması sonucu kavga etmiş.
Bugün tüm askerci gazetelerin birinci sayfasında bu haber okunacak.
Yine aynı oyun, yine aynı numara: "Bakın türban yüzünden kavga ediliyor..." diyecekler. Çözüm: "Türban yasağı sürsün..."
Burada önemli olan haberi "kurgulamak". Sol maskeli Kemalist öğrencileri sahaya sürdün mü, iş bitiyor.
Tabii bunu Yıldız Teknik Üniversitesi gibi İstanbul'un merkezindeki bir üniversitede yaptırıyorsun ki medya çabucak gelsin, olay akşam haberlerine yetişsin, köşe yazarına da yorum yapacak süre kalsın.
Hep aynı müsamere: Biz seyretmekten bıktık ama onlar usanmadan sahneye koyuyor işte.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA