YAZARA MAİL GÖNDER Aklın yolu 'bir' mi?

YAZARLAR

Bugün pazar. Tatil günü.
Siyasete ve ağır konulara biraz ara verelim...
Sıkça teklanan klişe sözlerdendir.
Yanlış olduğunu bilsem de arada sırada ben de kullanırım. "Aklın yolu birdir" deriz sanki dünyanın en doğru saptamasını yapmışcasına.
Emin miyiz? Aklın yolu "bir" mi gerçekten?
Bence değil.
Geçen gün Batı medyasında rastladığım bir haber, aklın yolunun kaç olduğunu sormaya itiyordu bizi.
Söz konusu habere değinmeden önce size bir soru sorayım:
Uçak imal eden bir şirkette üst düzey yöneticisiniz. Araştırmalara göre havayolu trafiği her 15 yılda bir ikiye katlanıyor. Yani bugün 100 yolcu uçuyorsa, 15 yıl sonra 200 yolcu uçacak.
Daha somut konuşalım: 2030 yılında 4 milyar insanın uçak yolculuğu yapacağı tahmin ediliyor.
Gelelim en temel meseleye:
Çalıştığınız şirket bu muzzam yolcu miktarı karşısında ne yapmalı? Nasıl bir uçak üretmeli ki dünya üzerindeki binlerce havayolu şirketinin tercihi olsun.
Soruyu biraz daha basitleştirelim:
Çok yolcu taşıyan büyük uçaklardan mı yaparsınız? Yoksa daha küçük olanlardan mı?
Ortalama bir Türk, bu soru karşısında afallayacak ama vaziyeti çaktırmamak için, "İkisinden de üretirim, hangisi daha çok satıyorsa, onunla devam ederim" diyecektir.
Halbuki milyarlarca dolar harcama gerektiren araştırma, geliştirma, plan, tasarım ve nihayet üretim maliyeti bu uyanıklığa izin vermez.
Rekabet ortamında karar vermek gerekir: Büyük boy uçak mı, orta boy uçak mı? Bu yakıcı soru, hayali değil.
Dünyanın iki dev şirketi, Airbus ve Boeing bu soruyla karşı karşıya kalmışlardı.
Yoğun şirket-içi tartışmalardan sonra farklı yönlere gittiler: Airbusçılar, hızla artan yolcu miktarının daha büyük uçakları gerektirdiğini düşünerek, bir azman olan A380'i üretti. Boeing ise orta boy uçaklarına ağırlık verdi.

"Aktarmasız olsun"
Bugün piyasada Airbus'ın bu projede baltayı taşa vurduğu konuşuluyor.
Havayolu şirketleri devasa uçaklara pek ilgi göstermedi. Sadece Emirates havolları büyük uçakları genişleme politikasının mekezine yerleştirdi.
Peki niye böyle olmuştu?
Çünkü insanlar devasa olduğu kadar da her bakımdan konforlu olan süper bir uçakla merkezi bir havaalanına ulaşmak, oradan da asıl gidecekleri şehir için aktarma yapmak istemiyordu.
Onun yerine koltuk araları dar olsa da aktarmasız uçmayı tercih ediyorlardı.
Uçuş zevkli de olsa, aktarmayı boşuna zaman kaybı olarak görüyorlardı.
Gelmeyen bavullar, rötar yüzünden kaçırılan uçaklar da cabası...
Diyelim ki ABD'deki bir Türk yolcu Los Angeles'tan Ankara'ya gidecek.
Eğer varsa direkt uçuşu tercih ediyor.
Önce İstanbul'a inmek, sonra Ankara'ya devam etmek istemiyor.
İşler olup bittikten sonra ahkam kesmek kolay. Yukarıdaki örnek olay, sorun önümüzde dururken, "aklın yolunu seçmek" diye bir durum olmadığını ortaya koyuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.