Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Cumhuriyet rejimi, bir hanedan yerine halkın kendi kendini yönetmesidir. Ancak rejimin bizdeki uygulamasında iktidar uzun yıllar dar bir çevrenin tekelinde kaldı.
Önce devletçi ekonomi yerine serbest girişimi destekleyenler iktidardan uzak tutuldu... Onlarla birlikte İslamcılar (Müslüman kimliği üzerinden siyaset yapanlar), Türkçüler, Kürtler ve solcular dışlandı.
Popülist serbest girişimciler 1950'de iktidara geldi. Ancak bu sefer de onlar diğerlerini dışladı.
Yıllar geçti... 1990'larda İslamcılar iktidara yürümeye başladı. Bir milletvekili türbanıyla Meclis'e girdi diye olay çıktı... Şimdi ise çok sayıda türbanlı vekil var Meclis'te...
Bizdeki ulus devlet anlayışının ötekisi Kürtlerdi. Bu tercih hepimize çok pahalıya patladı. On binlerce insan öldü; heba olan emek, zaman ve milyarlar da cabası...

Ulusların düşüşü
Şimdi biraz soluklanalım ve biraz da bu kurumsal dışlamanın sonuçlarına değinelim.
İstanbul'da doğup, çalışmalarını şimdilerde ABD'nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde sürdüren...
Dünyanın en çok referans verilen 10 iktisatçısından biri olan Daron Acemoğlu'nun Ulusların Düşüşü başlıklı kitabını okursanız...
Kurumsal dışlamanın, ülkeleri çöküşe götürdüğü teziyle karşılaşacaksınız. Tabii bu çöküş dünden bugüne olmaz. Toplumdaki bazı kesimleri dışlamak, bünyeyi içeriden kemirir. Ve gün gelir, koca yapı çöküverir.
Halbuki toplumdaki enerjiden faydalanmak gerekir. Belli bir kesimi düşmanlaştırmak, uzun vadede hiçbir işe yaramaz. O halde:
1) Cumhuriyet kurulduğunda beri Kürtlerin dışlanması zaten büyük hataydı.
2) O çok yanlış politikanın geldiği nokta 1984'te patlayan PKK isyanıydı.
3) Silahlı Kürt hareketini beşaltı yıl şiddet kullanarak bastırmaya çalışmak, devlet refleksi açısından normaldi.

En az 20 yıllık gecikme
4)
Ancak 1990'dan itibaren masaya oturmak, "Kardeşim, nedir istediğin, seni nasıl mutlu edebilirim" demek gerekirdi. Yani 2010'larda yapılanın 20 yıl önce yapılması lazımdı...
5) Kürt hareketi, Meclis'e tekrar parti olarak girdiğine göre, diğer aktörlerin olayı artık normalleştirmesi gerekir.
6) AK Parti meselenin zaten bilincinde: Bazı siyasi med-cezirlere rağmen Barış ve Çözüm Sürecini başlatan partidir... CHP çağdışı bir ulusalcı zihniyeti sürdürdüğü için Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde nal topluyor.
7) Bu ortamda, AK Parti ile koalisyon yapsın-yapmasın, sorumluluk bence MHP'nin omuzlarında: Türk milliyetçiliğine abanan bu parti, Kürtçü HDP'den sadece 3 (üç) puan fazla oy alabildi. Seçmen sayısı olarak ancak bir milyon 450 bin fazlası var. Milletvekili sayıları ise aynı: 80...
8) "MHP, HDP ile işbirliği yapsın demiyorum" elbette. Nasıl bir strateji izleyeceklerini kendileri bilir. Ancak üst perdeden konuşmaktan, ülkenin sahibiymiş gibi kibirli laflar etmekten vazgeçseler iyi olur.
Bu seçim sonuçlarını kimse "Türk milliyetçiliğinin ve ulus devletin başarısı" diye yorumlayamaz.
Özetle: Kapsayıcı kurumların ortaya çıkaracağı sinerjiye ihtiyacımız var.
Merak ediyorum: Acaba Devlet Bahçeli, (danışman özetiyle yetinmek yerine) Ulusların Düşüşü'nü bizzat okusaydı, hâlâ dışlayıcı laflar eder miydi?
Efendim? "Huylu huyundan vazgeçmez" mi diyorsunuz? Siz de haklısınız!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER