YAZARA MAİL GÖNDER Ne Mondros'u ulan?

YAZARLAR

Deniz Baykal, hükümetin Kürt açılımına "soğuk" bakıyormuş...
Olacağı buydu... SABAH gazetesinin üçüncü sayfasında yazan keçi sakallı, şişko bir herif var, o söylemişti... Vay terbiyesiz!
Bu arada bazı İttihatçılar da, bu açılımı "Mondros mütarekesine" benzetmeye çalışıyorlar. Çamur atmanın en bildik yollarından biridir, ya mütarekeye benzeteceksin, ya Sevres Antlaşması'na (onlar "Sevr" yazarlar çünkü Yunus Nadi de öyle yazardı)... Abdullah Gül Vahdettin, Tayyip Erdoğan da Damat Ferit oluyor(!)
Sakın bu haltı bir daha yemesinler... Mütareke edebiyatına sığınma haltını... (Vay terbiyesiz şişko!)
Mondros, İttihat ve Terakki'nin, girmek için kaşındığı, yırtındığı, tepindiği dünya savaşında bir çuval inciri berbat etmesinin, sonunda "pes etmesinin" itirafıdır. Tam bir teslim bayrağıdır. Onursuz bir yenilgi belgesidir.
Hükümet Kürt meselesinde pes etmiş değildir, çıkış yolu arıyor, diyalog arıyor.
Mondros, bir diyalog değil, bir dayatmaydı.
Elbette dayatacaklardı düşmanlar, çünkü yenildiğimizi kabul etmiş, bu deyim hoşunuza gitmeyecek ama, "aman dilemiştik"...
Biz derken, biz değil, memleketi batıran İttihatçılar.
İttihat ve Terakki'nin mirasçıları, dedelerinin yapmış oldukları yanlışları Hürriyet ve İtilaf'ın mirasçılarına fatura etmeye ya da onları karşılaştırmaya kalkmasınlar, en azından ayıptır.
Kimse Türkiye'yi dünya savaşına zorla sokmadı, tam tersine "Enver dedeniz" girmek için bir tarafını yırttı. (Vay terbiyesiz yazar!)
İlk kurşunu da biz attık. Düşmanlar Çanakkale'ye "durup dururken" saldırmadılar. Bize "cevap" verdiler.
Çanakkale, kurtuluş savaşımızın bir parçası değil, Alman komutanların yönetiminde, emperyalist paylaşım savaşında "kullanıldığımız" bir muharebedir!
Ama size böyle öğretmediler tabii, kendi halinde yaşayıp giden munis ve mazlum Türkiye'ye hain düşman birdenbire musallat olmuş...
Savaşı da "müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenik sayılarak" kaybetmedik. Önce Bulgaristan su koyuverdi (29 Eylül), her şeyimizi ithal ettiğimiz Almanya'yla "ikmal hattımız" kesildiği için, ikinci olarak da biz... Ayrıca Kudüs'ten sonra Şam da düşmüştü, İngiliz ordusu Halep üzerinden Adana'ya yürüyordu... Bozguna uğramıştık.
Bizim pes etmemizin belgesi olan Mondros 30 Ekim tarihlidir, Avusturya-Macaristan için bu tarih 3 Kasım, Almanya için 11 Kasım... Demek ki önce Almanya değil, biz yenilmişiz.
Bugün Türk ordusu, PKK'ya "yenilmiş" değildir. Hele İttihatçılar'ın uğradıkları gibi bir bozgun asla sözkonusu olamaz. Kimsenin kimseden aman dilediği falan yoktur. Tam tersine, taktik üstünlük bizdedir. Stratejik yolun çıkar yol olup olmadığı tartışılıyor, değilmiş gibi görünüyor. Mesele budur.
Hükümetin aradığı da, bir "ateşkes" değil, kalıcı bir çözümdür. Bulabilir ya da bulamaz, orası ayrı. (Bulabileceğini pek sanmıyorum, bu laf da muhalefete kıyağım olsun... Bak gene terbiyesiz terbiyesiz konuşuyor...)
Fakat büyük lokma yiyiniz, öyle Mondros, Sevres falan gibi büyük laflar etmeyiniz.
Çünkü arkadan bir de "Atatürk arayışına" gireceksiniz tabii, sizi bu hükümetten "kurtaracak" birini aramaya kalkacaksınız, "kendine Atatürk havaları verecek" bir darbeci isteyeceksiniz, niyetiniz bu, biliyoruz!
Atatürk'ün "milleti kurtaracak olan gene milletin kendi iradesidir" sözünü size hatırlatayım da utanın...
Bu hükümetten "kurtulmak" istiyorsanız seçimden başka yol yoktur ve olmayacaktır.
Başlığa da dikkatinizi çekerim... Özellikle "terbiyesiz" attım.
"Ne mozaiği ulan" deseydim terbiyeli olacaktım. Öyle mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.