Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ENGİN ARDIÇ

La Girardot

Beğendiğim kadın yaşlanınca, "bozulunca" üzülüyorum. Ölünce de çok kötü oluyorum.
Serge Reggiani öldüğünde yakın bir akrabamı kaybetmiş kadar üzülmüştüm (o kadın değildi!), Annie Girardot ölmüş, beter oldum.
İliklerine kadar "Fransız kadınıydı", kısa saçlı ve ince. Ayağı da yere basan. (Yeşil gözlü ve beyaz tenli kadın görünce elim ayağım birbirine dolaşır.)
"Amerikan çocukları" şöyle dersem hiç bilmedikleri bu kadını daha iyi anlayacaklardır: "The quintessence of the French woman"...
Alzheimer hastasıydı. Son yıllarında elden ayaktan düşmüştü, yürüyemiyordu, yedekte gidiyordu.
Bu eski ve büyük "divalar", geçen yüzyılın büyük kadınları, çocukluğumuzun ve gençliğimizin bomba fıstıkları yaşlandılar ama güzelliklerini yitirmediler, Sophia Loren, Gina Lollobrigida, Claudia Cardinale...
Brigitte Bardot kötü yaşlandı, buruş kırış oldu ama bana ne, ben onu beğenmezdim ki.
Hiç tanımadığım, teyzem yaşında bir kadın, benim varlığımdan haberi bile olmayan, olması da hiç gerekmeyen ama çok beğendiğim, hep beğendiğim bir kadın gitti, Annie Girardot. Aynı gün Jane Russell da gitmiş, umurumda olmadı, azıcık erkek suratlıydı.
Bir başka yeşil gözlü ve beyaz tenli kadın da gidecek diye benim de aklım gidiyor şimdilerde, Françoise Fabian... Bir bakar, adamı duvara çarpar, yerinden kaldırıp oturtur. O da çok yaşlandı, şişti, ama çok güzeldir, çok çok güzeldir. Güzel, bilgili, yetenekli, akıllıdır. Hem kırılgan hem "mütehakkim" bir kadındır, kadın gibi kadın.
Bu ne biçim yazı böyle?
Kendime göre. Beğenmeyen okumaz.
Her yazımız için de bu geçerlidir, adamın asabını bozmayın.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA