YAZARA MAİL GÖNDER Dokunanın eli yanar

YAZARLAR

Yirmi yıl arayla iki "yokluk dönemi" yaşadık bu ülkede, ellilerin sonlarıyla yetmişlerin sonları... Yok, dünya savaşının yokluklarına ben yetişemedim, onu büyüklerimiz bilirler.
Benzin yok, tüpgaz yok, sigara yok, kahve yok, ampul yok, yedek parça yok...
Aziz Nesin'in en güzel mizah öyküleri de ellili yıların sonlarında, o yokluk döneminde yazdıklarıdır. O zamanlar sokakta takır takır adam da vurulmuyordu.
Ekonomi darboğaza girmişti, ithalat yapılamıyordu. Döviz yoktu. Adnan Menderes çıkış yolunu bir türlü göremiyor, "kambiyo serbestliği" reformunu bir türlü yapamıyordu. (Bunun için Turgut Özal'ı bekleyecektik bir yirmi yıl daha...)
Özellikle memur zümresi çok sıkıntıdaydı.
Ne yaptı? Darbe yaptı.
Darbeden hemen sonra OYAK niçin kuruldu sanırsınız?
Çok kişi, ellilerin son yıllarının ekonomik sıkıntısıyla 27 Mayıs darbesi arasındaki yakın ilişkiyi görmezden gelir.
Demek ki askeri aç bırakmayacaktın, bu bir, ona hakaret etmeyecektin, bu da iki.
Darbesini yapıyor, buna hemen "Atatürkçülük" kılıfı uydurmayı da ihmal etmiyordu.
Hele hele "ayrıcalıklarını" elinden almaya hiç kalkışmayacaktın. Lojman kolaylığı... Orduevi rahatlığı... Tüketimi ölü eşek fiyatına yapma ayrıcalığı...
Bir de "kamplar" tabii!
Hani şu, oradan her denize giren devlet büyüğü için utanmadan "incelemelerde bulundu" dedikleri tatil kampları. Sanki tatil yapmak ayıpmış gibi.
Bu kamplar yalnız askerin değil, bütün memur zümresinin hizmetindedir. Bürokrasinin her kesiminin bir ya da birkaç kampı vardır. Böylece memurlar, diğer sıradan vatandaşlardan çok daha ucuza dinlenme ve eğlenme olanağı bulurlar. Ailece.
Gerçi o kamplarda asker çocukları azıcık sıkıntıya girerler ama (uzun saç yasak, sakal yasak, kızların açık saçık gezmeleri yasak, belli bir saatten sonra ortalıkta tepişmek yasak, vesaire) artık o kadar da olacak...
Başbakan geçen gün bu kamplar meselesine "el atacağının" işaretlerini verdi. İsrafa dair yaptığı bir konuşmada "kamu sektöründeki bazı gayrımenkullerin büyük israf yarattığını" söyledi ve "senede bir-iki ay gidecekler, oralarda kamp yapacaklar, ondan sonra buraları on ay çıplak, çürümeye yüz tutacak" dedi.
Haberiniz olsun, memur kampları tarihe karışmak üzere.
Başbakan "devlet ille böyle bir şey yapacaksa belli otellerle anlaşır, yazın giderler oralarda tatillerini yaparlar" diyor.
Memur ruhlu muhalefet gazetecileri kıyameti koparmayı deneyeceklerdir. Sivil kampların tasfiyesi gene de kolay olacaktır fakat ya askeri kamplar?
Mayınlı arazi diye buna derler işte!
Başbakan askeri kampları kapatmayı başarabilecek midir, buna gücü yetecek midir, yoksa işin o yanına hiç dokunmayacak mıdır?
Çünkü onlar yalnızca memur kampları değil, askerin (subayın) "halkın arasına karışmadan" rahat ettiği yerlerdir. İkide bir darbe yapanların özel politikası da hep bu olmuştur: Hepsi birer halk çocuğu olan subayları halktan iyice koparmak, ayırmak, onlara özel yaşama alanları yaratarak dışarıya kapalı, kendine yeterli bir süper sınıf, bir "kast" haline getirmek!
"Benim niçin bir albay, bir general arkadaşım yok, niçin olamıyor" dediğim zaman da benimle alay ediyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.