Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ENGİN ARDIÇ
ENGİN ARDIÇ

Normale dönelim

Bu hengamede Rio Olimpiyatları kaynadı gitti, Türkiye'de kimsenin umurunda değil.
Zaten eskiden beri gülle, çekiç atma, su polosu, badminton, kürekçilik, çim hokeyi gibi spor dallarına çok ilgi gösteririz maşallah...
Pek tadı tuzu olmayan Avrupa Şampiyonası da birden unutuluverdi.
Zaten ve İspanya maçlarımızdan sonra unutmaya gönüllüydük...
Darbe girişiminden birkaç gün önce bir yazı yazmıştı, kesip saklamıştım.
Toroğlu, "futbolun çağın gerisinde kaldığını", kurallarda acil değişimin şart olduğunu söylüyordu.
"11 kişiyle oynanan futbol 9 kişiyle oynansa daha da güzelleşir" diyordu. Çünkü futbolcular eskiye oranla çok daha iyi besleniyorlar, çok daha fazla koşuyorlardı, saha artık "dar gelmeye" başlamıştı.
Futbolda gol sayısını arttırmanın diğer bir yolu da "kaleyi büyütmekti" tabii.
Katı defans zorlaşacak, maçlar 0-0 bitemeyecekti artık.
1-1, 2-1 gibi skorlar tarihe karışacak, maçlar 8-7, 12-9 gibi biter olacaktı!
Fena mı yahu, gol görmeye doyarsınız.
Ofsaytı bütün rakip yarı saha boyunca değil, yalnızca son 35 metrede uygulayabilirsiniz. O telaşla yan hakemin hesaplaması zor diyorsanız, gerekirse ceza sahasının önüne yeni bir "ofsayt çizgisi" ilave edilir (bu da benden!)
"Faul hakkına" sınırlama getirirsiniz. Mahalle maçlarında nasıl "üç korner bir penaltı" ediyorsa, burada da 10 faulden sonrası ceza yayı üstünden frikike dönüşsün, göreyim bakayım ben o faul yapacak babayiğitleri!
Kornere de 5 sınırlaması getirilebilir, altıncı korner gene ceza yayından frikike dönüşür, göreyim o sıkışınca topu kornere atacak savunmayı!
Taç atışlarının elle değil ayakla yapılması da oyuna derinlik ve heyecan kazandırmaz mı?
Galip durumda olan takımın teknik direktörünün maçın hızını kesmesini, oyunu "soğutmasını" önlemek için de, "son on beş dakikada oyuncu değiştirme yasağı" düşünülebilir (bu da benden)... Hoca ne hamle yapacaksa 75. dakikaya kadar yapar, sonra kaderine razı olur.
Maçı "uzatmaya" ne buyurulur?
90 dakika değil de 105 dakika... On beş dakikalık bir üçüncü devre... "Kurtarma yazılısı" gibi bir kurtarma devresi... Böylece artık her maçta gelenek haline gelmiş "doksan artı bilmemkaç" uygulaması da tarihe karışır, daha doğrusu "sabitleşir".
Belki de 40'ar dakikalık, ya da 35'er dakikalık üç devre... Neden olmasın?
Sarı kart gören oyuncu daha birkaç maç boyunca o kartın üstüne yatamaz, kırmızı kart gören nasıl anında maçın bütününü terkediyorsa, sarı kart gören de "o devrenin geri kalanı" boyunca oyun dışı kalır... Gider kulübede oturur...
Tabii bunları bizler söylediğimiz için FIFA'sının da UEFA'sının da ipinde bile olmayacaktır.
Michel Platini gibi bir sahtekar söyleseydi, en azından durup bir düşünürlerdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER