YAZARA MAİL GÖNDER Şairsiz bayram

YAZARLAR

Öncelikle sevgiyle, muhabbetle, içtenlikle bayramınızı kutlarım... İçimi sızlatan bir haber üzerine yazacağım diye baştan selamladım ki, densiz sıfatını hak etmeyeyim.
Dostlar...
4 yıl kadar evveliydi...
Genel Yayın Yönetmenimiz Erdal Abi (Şafak), bir dizi yazı ısmarlamıştı bana: "Savaş, gereken izinleri al, Darülaceze'ye git, mümkünse orada yatarak, yaşayarak en az 2-3 gün geçir ve izlenimlerini yaz!"
Anımsayan okurumuz vardır.
Düşüncemizi aynen uyguladık ve oldukça çarpıcı bir dizi çıkardık. Doruktan dibe düşen Yeşilçam jönü Mesut Engin'den, eskinin pek başarılı polis müdiresi hanımefendilere, yaşamını tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak sürdüren sakinlerden, demanslı, alzheimerlı, yatağa bağımlı insanlarımıza kadar pek çok kişiyle diz dize göz göze oturup, aldıklarımı nakletmiştim sizlere.
İşte orada o günlerde; biçemine hayran olup gıpta ettiğim şairi de yakından tanımanın muhteşemliğini söylemeliyim. O, hem de edebiyat dünyası kurtlarının ortak fikriyle "yaşayan en büyük 100 şairden biriydi."
Ne yazık ki dün sabah ölüm haberini aldım Sedat Umran'ın. Edebiyat dünyası ve Darülaceze Bayram'a onsuz girecek ne hazin...
Son yıllarında Darülaceze'nin "hörmetli böyüğü" ilan edilmişti. Odasının yanı sıra bir de çalışma mekânı sunmuşlardı ona.
İstanbul Beyefendisi deriz hani. Sedat Umran bu kavrama konu mankeni olsa cuk otururdu.
Duruşu, hali, tavrı, muhabbeti, birikimi ta evveli zamanlarda tükenip gitmiş bir düş adamıydı sanki. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1948'de bitirmiş ve kendini şiire edebiyata, çeviriye vermişti.

Eşyanın metafiziği
Darülaceze müdürü; "30 bin mısra bilir ezbere Sedat Bey" deyince, hemen bana dönmüş; "Mübalağa gibi gelir ama değil. Hem de Almanca ve Türkçe ezbere bilir okurum o mısraları" diye gönenmişti.
Sadece kendi şiirleri değil, Yahya Kemal'den, Ahmed Arif'ten, Nâzım'dan, Attila İlhan'dan, Necip Fazıl'dan ya da Goethe'den, Lorca'dan bile ezberi vardı. Dostları yazı dizimden sonra mesajlar attılardı bana. "Akşamları Beyazıt'tan Taksim'e kadar yürür, kahvehanelerde konaklaya konaklaya şiir konuşur; sabaha karşı yorgun argın apartmanımıza döner, ertesi gün çakı gibi yataklarımızdan fırlardık. Dizeleriyle eşyanın metafiziğini araştırırdı, her an şiir hisseden, düşünen ve yaşayan biriydi Savaş Bey" diyorlardı o mesajlarda. Dahası "Gecenin karanlığında şiir şiir ışıldayan deniz feneriydi, şimdi de öyle. Sözden söze konarak petek petek bal üreten dil arısıdır" diyorlardı.

O ne dedi peki?
Kendi ağzından şair tanımına gelince: "Şairlikle mutluluk geceyle gündüz gibidir. Bir arada olmazlar. Biri varsa biri yoktur. Şair adam sıkıntılı olacak. Mutsuz, tatsız tuzsuz olacak ki üretsin."
Sordum tutamadım; "O zaman size mutsuzluklar dilesem ayıp mı olur iyi temenni mi?
- Bir kitabımın adıyla yanıt vereyim mi bu sorunuza Savaş Bey kardeşim?
- Lütfedin.
- (gülerek) Gittin taş atarak denizlerime...
Sevgiyle git üstat. Mekânın ışık ola, şiir dola...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.