Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Pazar notları

Siz bir gazete söyleşisinde, özellikle de haftasonu eklerinde hatalı, berbat, haksız biriyle karşılaştınız mı hiç?.. Söyleşi yapılanların kendilerini haklı, güzel ve ilginç gösterme çabaları her şeyin önüne geçiyor. Onları tanıdığımız bile söylenemez. Apaçık günahkârlar da konu oldukları gazete söyleşilerini "günah çıkarma odası" olarak kullanıyorlar... Türk medyasının çok iyi söyleşicileri var. Ama söyleşiler "iyi" şeylere hizmet etmiyor artık!

***

Mutluluk cakası diye bir şey var... Bunun en yeni ve en gösterişçi formu internetteki facebook ve benzeri sitelerde yaşanıyor. Herkes "profil"ini tatilde çekilmiş fotoğraflarıyla dolduruyor. Bakınca bir sereserpelik, neşelilik, mutluluk ki, değmeyin gitsin!

***

Vicky, Cristina, Barcelona'da Cristina'nın New York'taki nişanlısı "Barselona'da evlenelim, ilerde bunu çocuklarımıza anlatırız" diyordu Cristina'ya... Aslında ilerde doğacak çocuklarına caka satmaya yönelik biçimde bugününü planlayanlar o kadar çok ki! Birbirlerine gönderdikleri "mail"leri ilerde çocuklarımıza "bakın biz ne kadar âşıktık" diye göstermek üzere sakladığını açık açık söyleyen çiftler var. Çok içtenler bu konuda! Ama kendilerine hiç soruyorlar mı? Yazdıklarının içeriğini ne belirliyor acaba? Bugünün duygusal ateşi mi, yoksa geleceğe fırlatılmış cilalı ifadeler mi? Merak ediyorum doğrusu! Hem gelecek, geldiğinde ne olacak? Çocukların o mail"leri okuduktan sonra "iyi de şimdiki halinize bakınca... Bütün bunlar boşmuş" deme ihtimali içinizi ürpertmiyor mu?

***

Sevmek bir buluşma!.. Buluşmaya erken geldiysen ya da geç kaldıysan, her şey aşka dönüşüyor... Tam zamanında orada olduysan... Ya duygular uçup gidiyor ya da şefkat ağırlıklı bir ilişki başlıyor.

***

İletişim sözle mi kurulur? Bazen. İletişim sözle mi bozulur? Çoğu zaman...

***

Pedro Almadovar'ın Volver adlı filmini izledikten sonra bir kenara şunu not etmişim: "İyi ki kadınlar ve köylüler var hâlâ! Onlar olmadan batıl inançlar, hurafeler varlığını sürdüremez. O zaman da dünya ne kadar kuru, ne kadar renksiz ve çekilmez bir yer olur kim bilir?"

***

Garların, havaalanlarının bekleme salonları ne kadar melankoliktir... Bekleyeni ya uyku ya da huzursuz bir uyanıklık arasında seçim yapmaya iter bu yerler. Ayağa kalkar dolaşmaya başlarsınız. Her an çekip gidecekmiş, beklemekten vazgeçecekmiş gibi... Ya da bir koltuğa çöker kalırsınız. Hastaymışsınız gibi, beklemek insanı eziyormuş, çürütüyormuş, elden ayaktan düşürüyormuş gibi...

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA