YAZARA MAİL GÖNDER Pazar notları: Hep o pencere ve tül!

YAZARLAR

"Ben umuda inanıyorum" diyor; "insan umutsuz yaşayamaz." Ona nasıl anlatmalıyım ki, umuda inanılmaz! Tanrı'ya inanırsın ve o sayede umudun olur, umutlanırsın! Aksi takdirde, seküler bir dünyada umut gitgide koflaşır; hayallere karışır. Durmadan kırılan hayallere...

***

Modern "umut bezirganları"nın unuttukları bir de şu soru var tabii: Neyi, ne kadar umabilirim? Ölçüsüz umut, umut değildir.

***

Ütopyayı insanlığın umudu zannedenler ne çok acıya yol açtılar!

***
Nereye gittiysem onu da zihnimde götürdüm. Hafızamı dolduran ne çok şeyi sildim, attım. O hep kaldı. Sadece bir görüntü oysa. Uçuşan bir tülün arasından sabah ışığını bulunduğum odaya taşıyan yarı açık bir pencere... Nedeni yok; daha doğrusu, bilmiyorum. Ama ne zaman gözlerimi kapatsam o pencerenin yanı başındayım. Ya uykudan uyanıyorum ya da oturup bir şeyler okuyorum. Hayal desem değil, gerçek desem hiç değil. Ama o pencereyle iyiyim. Kötüysem de iyileşiyorum. Bir bağ o! Hayatla bağım! Çocukluğumun ta kendisi belki.

***
Christian Bobin çekmecelerini, sandıklarını, hayatlarını yıllar boyu gereksiz şeylerle dolduranları anlatırken laf tam da benim yarı açık pencereme benzer bir noktaya gelmiş: "Yine de ne olursa olsun atılmayan bir şey vardır. İlle de bir nesne değildir bu. Bazen bir ışıktır, bazen bir isim. Bazen duvarın üzerindeki bir leke. İhtiyaç duymadan aşık oluverdiğimiz şeydir o. Zaman içinde geçip giden bir şeye sessiz sadakatimizdir." (Eksik Parça)

***

Bu yüzyıl başında düşünce ve medya dünyası: Hakiki sorular soran entelektüelin ölümü, soruyormuş gibi yapan "entertainer"ın doğuşu...

***

Ya nefret edersem diye korkuyor ve bu korkuyu bastırmak için onu herkesten daha çok sevmeye çalışıyor! Umarsız bir çaba!

***

Çok sordum, bir daha sorayım: "İç"ini kör hırslarla dolduranların ve ""ine hiç özen göstermemiş hep horlamış olanların" içtenliği"nden söz edebilir miyiz? Hayır!

***

Geleneksel medya kötü. Peki sosyal medya nasıl? Alçaklıklarımız; ezik şiddetimiz, ucuz kabadayılığımız, sevilmeye düşkünlüğümüz... Hepsi de bağımsız, özgür ve sansürsüz biçimde dile getiriliyor. İstediğimiz bu muydu? Yoksa bütün problem medya (haberleşme aracı) olmakta mı?

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.