YAZARA MAİL GÖNDER Yemekle kafayı mı bozduk?

YAZARLAR

Bana mı öyle geliyor bilmem ama... Gündüz vakti hangi tv kanalını açsam, mutfak görüntüleri, yemek tarifleri karşıma çıkıyor.
Öğleden önce başlıyor, iftara kadar.
Yağ kızdıran tavalar, dumanı tüten tencereler, pişirilmeyi bekleyen sebzeler, tek tek yağlarından ayıklanan et parçaları...
Hepsi ekranda, hatta bazen itici olabilecek kadar yakın çekimlerle! Malum, yaz havası, tezgâhlar stüdyodan açık havaya çıkartılmış ya...
Bir kanal götürüp sokaktaki kalabalığın ortasına tenceresi tavasıyla tezgâhını kurmuş. Gelenin geçenin eline tavayı, bıçağı, yağdanlığı tutturuyor. Böyleyiz işte! Bizi mutlu eden ne varsa, birden gözümüz dönüyor ve ölçüsünü kaçırıyoruz! Mutfak ve sofranın güzelliklerinin de başına bu geldi.
Çoğu programdaki tablo şu: Derme çatma bir beceri yarışı ve en kolayından iştah kışkırtıcılık!

***

Şimdiki bahane "Ramazan lezzetleri" ve iftar, sahur için hazırlık.
Ama bir kıvamsızlık var; hatta bunca tattan söz edilen bir alanda apaçık bir tatsızlık! Geçenlerde hürhaber. com'da şunları yazan Necef Uğurlu haksız mı? "Ramazan ayımızda ekranlardaki yemek programlarına dışarıdan bakanlar ve Müslümanları anlamaya çalışanlar oruç ayında yemekle bozmuş olmamızı herhalde hayretle karşılıyorlardır.
Mübarek Ramazan ekranlarda sanki oruç ayı değil obezite ayı.
Kuzu dolmaları, iç pilavlı kaburgalar, hamsi kuşları, tas kebaplar, tatlılar vb...
İftar sofralarına beş çeşit hazırlamak için yarış eden hanımlar... Pes doğrusu !"
***
Tabii tv kanallarının ortaya koyduğu manzaraya rağmen...
Evlerde masaların üzerindeki ağır vazolar ve örtüler pek nadir kaldırılıyor.
Ara sıra genç kadınların sahneye koydukları "kariyer de yaparım, yemek de" şovları olmasa, yeni mutfaklara sadece buzdolabını açıp kapatmak için girilecek!
Ama sürekli tarif biriktiriyoruz.
Yemek kitapları okumaya, yeni tatlar peşinde koşmaya, tv kanallarındaki pek becerikli taşralı hanımların tariflerini izlemeye bayılıyoruz.
Asıl önemlisi onca diyet ve sağlık baskısına rağmen iştahımız artıkça artıyor.
Yemek incelikleri üzerine bilgimiz artıyor ama bu durum hızla "tıkınma" eylemlerimizi durdurmuyor.
Midelerimiz doysa, ruhlarımız doymuyor. Tuhaf değil mi!
"Sofradan doymadan kalkmak" tavsiyesi ve benzeri konulara hiç girmiyorum.
Yine de durup bir düşünsek, diyorum.

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.