YAZARA MAİL GÖNDER Blair bizde kime danışman olurdu?

YAZARLAR

İsrail bir proje devletidir. Kuruluşu projeye dayanır.
Bugün de varlığını uzun vadeli projeler üzerinden inşa etmeyi sürdürüyor.
Her hareketleri en erken on yıl, yirmi yıl sonrasının projelerine dayanıyor.
İsrail ve destekçisi Batı ülkelerinin gücü buradan kaynaklanıyor.
Tabii istiyorlar ki...
Onlar sürekli plan yaparken, Ortadoğu'daki diğer güçler güncel bela ve dertlerle boğuşmaktan başlarını kaldıramasın.
Yeni Türkiye bu yüzden onları rahatsız ediyor. Çünkü nihayet üzerimizdeki "günü kurtarma" zincirini kırıp attık.
Eskiden hayal kurmamızı bile istemezlerdi. Şimdi buna aldırmıyoruz.
Hem kendimizin, hem de bölgenin geleceği üzerine planlar yapmaya çalışıyoruz.

***

Projelendirme dedim ya...
Mesela Tony Blair'in tam da şu kritik dönemde Sisi'ye danışman olması size tuhaf geliyor mu? Gazze için ateşkes görüşmesinde İsrail'in bizzat Blair'i de masada görmek istemesi beklenmedik bir şey mi?
Cevap açık: Hayır!
Hatta bunların iyi yürüyen bir plan olduğu söylenebilir!
Geçmişe dönüp, İşçi Parti'li Tony Blair'in bütün dünyaya "yeni tip solcu" diye pazarlandığı zamanı hatırlar mısınız?
Blair'in "Üçüncü Yol" diye anılan bol cilalı sosyal adalet çıkışları iki yıl içinde buhar olup gitmişti. Sonra İşçi Partisi'nin duayenleri noktayı koydular: "Blair, İngiltere'nin yüz yıllık partisinin ideolojisini boşaltmak için özel bir görev adamıydı."
İşin kötüsü, bunu geri dönüşü olmayacak biçimde becermişti.
Eski BBC muhabiri ve Siyonizm üzerine müthiş tarih çalışmalarıyla tanınan Alan Hart ise Blair için şunu söylüyor:
"Ona Bush'un kuklası diyenler yanılıyor. Blair hakiki bir neocon'dur.
Bush'u Irak'ta ve Afganistan'da savaşa iten Blair'dir.
"
O halde soruyorum...
Blair, şimdi neden Sisi'ye yardıma geldi? Mısır için mi? Külahıma anlatın!
Şunu da soruyorum...
17 Aralık darbesi başarılı olsaydı, Blair veya bir dostu Türkiye'de yeni kurulacak hükümete de danışman olarak gönderilir miydi?
Zamanı geldiğinde Blair'den danışmanlık hizmeti alması istenecek başka kimler var bizde? Bir düşünün, bakalım.
***

Şimdi bu çerçevede "Arap Baharı" denilen süreci baştan ele almak gerekiyor.
Dün de dedim ya...
İsrail üzerine eleştirel iki çift lafı bile olmayan bir "bahar", Filistin davasını umursamayan bir "özgürlükçülük" olur mu?
Bu yalanı nasıl yuttuk?
Sırf diktatörler yıkılıyor diye; bu iyi işaretlere kanarak olup bitenlerin altında saklanan kötülüğü (yani siyonizmi rahatlatma görevini) nasıl göremedik?
Ah ülkemizin delikanlı ateşiyle yanan şu kalbi, ah!
Neyse...
Bu noktada yazıyı keseyim.
Perşembeye doğrudan İsrail -Filistin üzerinden konuya devam ederiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.