YAZARA MAİL GÖNDER Kılıçdaroğlu ve Demirtaş

YAZARLAR

2010 yılını hatırlayın...
Medya vantilatörlerini çalıştırıyor; ortalıkta "Gandi Kemal rüzgarı" estiriliyordu hani.
"Buna kim aldanır!" deyip gülüp geçmiştik.
Haklıydık. Matrak bir iddiaydı.
Ama hafife almak hataydı.
Tamam! Bize katılanlar arasında bazı CHP'liler de vardı.
Tamam! Sabah söylediğini akşam inkar eden bir ana muhalefet lideriyle karşılaşmıştık. Bırakın Gandi'yi, eğreti bir "Karaoğlan Ecevit" kopyası bile çıkmazdı ondan.
Hatamız, önümüze koyulan imajlara, iddialara, gazlara (oltalara yani!) takılıp esası kaçırmamızdaydı.
Gerçek ortada işte!
İki kurultay, olmadı iki seçim sonra gider dediğimiz Kılıçdaroğlu beş yıldır CHP'nin başında.
Kaybettiği seçimlerin önemi yok.
Önemli olan işlevi.
Yarattığı siyasi anaforun haddi hesabı yok.
Bir bakıyorsunuz, Sisi'nin, Esad'ın sözcüsü olmuş...
Bir bakıyorsunuz, muhafazakarlara boncuk dağıtıyor, milliyetçileri aday gösteriyor, Demirelcilerin gönlünü hoş tutuyor.
Bir bakıyorsunuz, "paralel"e bağlanmış...
Bir bakıyorsunuz, HDP kazansın diye oyundan vazgeçecek kadar garip bir cömertlik içinde...
Böylece her seçimde CHP'yi kılıktan kılığa sokup yine de "kemik oyu"nu alıyor. Taban mı? Orada sorun yok!
Taban Hürriyet, Sözcü ve CNNTürk hipnozuyla "uyutuluyor!"

***

Benzer bir süreç Selahattin Demirtaş'la yaşanıyor.
HDP
'nin kuruluşunu hatırlayın...
Marksist Kürt hareketi ile kültürel bakımdan bu topraklara ait olmayı hiçbir zaman başaramamış bir grup Türk solu birleşince ortaya "Türkiyelileşme" çıkabilir miydi?
Baştan umutsuz ve umarsız bir projeydi bu.
Fakat Gezi'den sonra küreselci odakların tetiklemesiyle bizim oligarşik sermaye medyasının kafasında bir ışık yandı.
Nişantaşı'yla Diyarbakır'ı birlikte heyecanlandıracak ve üstüne üstlük paralelleri de memnun edecek bir ışık...
Yeni bir lider her şeyi değiştirebilirdi.
Demirtaş'ın da siyasi çıkışı tıpkı Kılıçdaroğlu gibi 2010'dur.
BDP Genel Başkanı oldu o tarihte. 2012'de HDP'ye katılanlar arasındaydı.
Fakat "oyun"a girmesi için 2014'e kadar bekletildi.
Sonuç?
Yine kan günlerine döndük.
Barış bir kez daha sizlere ömür!
Şimdi Demirtaş'ın da sabah söyledikleriyle akşam söylediklerinin birbirini tutmadığını görüp "La havle" çekiyoruz.
***

Bu çerçevede Kılıçdaroğlu'yla Demirtaş'a baktığımda aynı sahnenin oyuncularını görüyorum.
Yeni bir seçime giderken bu ikiliye yeniden el ele tutuşma görevi verilirse, hiç şaşırmayacağım.
İkisi de bütün siyasi etik değerleri ve ilkeleri lime lime etmekle meşgul.
Niçin?
Yeni bir vesayet rejimine kapı aralayacak biçimde siyaset alanını çoraklaştırmak için mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.