Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Durmadan sağlıktan söz ediyor. Hastalıkları ve sağlığın düşmanlarını öyle anlatıyor ki, hani neredeyse "ballandırarak" anlattığını iddia edeceğim.
Onu yıllardır tanıyorum. Aslında gayet sevimli, orta yaş sınırına varmış bir anne.
Eskiden böyle değildi. Dünyanın güzelliklerinden, insanın çilesinden, filmlerden, kitaplardan konuşurduk.
Şimdi sağlık aşağı, sağlık yukarı!
Çok tükettiğimiz besin maddelerinin insan sağlığına korkunç zararlarını listeliyor.
Tehlikeler, tehlikeler...
Bir "iç ve dış tehditler" listesi yapmış ki, eyvah!
Tabii gururla dile getirdiği şeyler de var: Gazlı içecekleri hayatından çıkarmış, bazı çay, kahve türlerini zihninden bile silmiş!

***

Geçen gün yine aynı konuları açınca durup dikkatlice baktım ona...
İçinde biriken derin kırgınlıkların acısını böyle çıkartacağını mı sanıyordu?
Bir iki soru sordum. Hayat, iş, güç, aile...
Gözleri gibi sözlerini de kaçırıyordu.
Müthiş bir gelecek endişesi kaplamıştı ruhunu!
Hatta artık dilimizde bir "gelecek zaman kipi"nin bulunmasından bile nefret eder hale gelmişti!
Dünyanın onu ve ailesini korumadığını düşünüyordu.
Elinden gelen şey, sağlığını korumaktı. Popüler kültür ve medya imdadına yetişmiş, onu asıl korkularından uzaklaştıracak biçimde sağlık korkusuna hapsetmişti.
İçindeki gelecek endişesi, "zararlı besin endişesi"yle yer değiştirivermişti.
Ah o aldatan rahatlama!
***

Çevrenizde böyle ne çok insan var, değil mi?
Bilmiyorum ama çok muhtemeldir ki, bu yazıyı okurken siz de git gide böyle birine dönüştüğünüzü düşünüyorsunuz.
Kim bilir, belki internette dolaşan hepsi birbirinden tuhaf "öldürücü ve ömür uzatıcı besinler" listelerine inanıyor; o listeleri eşe dosta "forward"lıyorsunuzdur! Anlaşılır bir şey tabii!
Bizi en zayıf yerlerimizden yakalayan popüler kültür salgınlarından etkilenmemek mümkün mü?
Ama ara ara da olsa düşünsek diyorum...
Bizi gerçekten "öldüren" şey ne?
Yiyecekler mi?
Yoksa berbat kişisel ve toplumsal hayatlarımız mı?
Ya da şöyle sorayım; ömrümüze ömür katacak şey besinlerden ibaret olabilir mi?
Hani nerede iyi, doğru ve güzel hayat? Hani ruhun bedeni dik tutan ferahlığı!
Hani toplumsal adalet!
Hani şefkat, hani merhamet?
---------------------------------------
(NOT: Bir dostum gittiği bayram ziyaretinde sürekli sağlık ve tehlikeli gıdalar konuşulmasından baygınlık geçirdiğini anlattı. O vesileyle, "Pazar Notları" yerine 2011'de bu köşede çıkan bir yazımı hatırlatmak istedim.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER