YAZARA MAİL GÖNDER Kalbinle seyret zihninle sorgula!

YAZARLAR

Daha filmin başlarında...
Etleri kurumuş yaşlı devenin kasabın elinden kurtulup koşa koşa Hz.
Amine'nin evine varıp da arkasından Resulullah'ın süt annesi Hz. Halime'yi sürüklediği sahnede koyverdim gözyaşlarımı...
Zaten Peygamberimizin çocukluğunu anlatan bir filmde tersini yapmak çok zor.
Bir kere anneliğin, şefkatin, hasretin filmi.
Ve onca Hollywood klişesine rağmen yetimliğin;
"kırık kalpler"in anlatıcısı olmayı da başarıyor.
Henüz filmi seyretmemiş olanlara teklifim şudur...
Önce kalbinizi "Hz. Muhammed:
Allah'ın Elçisi" filmini kucaklamaya bırakmalısınız. İşin o yanında güzel şeyler var çünkü!
Ama ardından ehl-i sünnet açısından filme yapılan itirazları ciddiye almakta ve kafanıza takılanları bilenlere sormanızda fayda var.
Üstelik bu film bir üçlemenin ilk ayağı.
Hiç şüphesiz, sonraki filmler daha ciddi problemler içerecek, daha çok gürültü kopacak.

***
İşin doğrusu şu ki...
Filmin Şiilere özgü siyer anlayışına ve "mesihçi" imajlara bağlı kalmasında şaşılacak bir şey yok!
İranlı bir yönetmenin, üstelik Hamaney'in yakın takibi ve onayıyla çektiği bir filmden başka ne beklenebilirdi?
Benim asıl yadırgadığım başka bir şey oldu.
Mecid Mecidi gibi bir yönetmenin bile "büyük konular büyük sahneler ister; büyük konular büyük prodüksiyonlar gerektirir" anlayışına teslim olacağını hiç tahmin etmezdim.
Bu maalesef bizde de yaygın bir yaklaşım.
Hatta "Sünniler daha fazla para harcasın, daha büyük film yapsın" diyenler çoğunlukta. Katar hazırlıklara başladı, Mecidi'ninkinden bile daha büyük bir bütçe ayrıldı diye sevinenler çok!
***
Nasıl oluyor da, peygamberlerimizi Hollywood'un lojistiği ve sinema diliyle anlatmak gerektiğine inandırılıyoruz?
Niye? Neden?
Oysa mevcudatı kucaklayarak vücud'a erilmiyor.
Maddeyi çoğaltınca, mana artmıyor.
Yüceliği anlatmak başka, "büyük prodüksiyon" bambaşka şey.
Bana kalırsa bize biraz "garip", çokça "aşk"la dolu ve "derin" bir sinema dili gerekiyor.
Filmi seyredenlere koca filmde yapayalnız kalan fakat eşsiz güzellikteki diken sahnesini hatırlatmak isterim.
Hilal'in (Kaplan) anlatımıyla "tabiatın belki en horlanan varlığının yaratılmışların en yücesine bir anlığına dokunup bırakmak istemediği" o kısacık bölümü hani...
O sahne muhtaç olduğumuz anlatım yolunu da işaret ediyor sanki!

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.