Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

"Sonsuz geçiş dönemleri" bölgenin kaderi mi?

Pazar günü İstanbul'da Irak'ın geleceği açısından hayati önem taşıyan bir toplantı gerçekleşti. Bu toplantının anlamını Cengiz Çandar Bugün'de çok açık biçimde vurgulamıştı:
-Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bir yanında ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad, diğer yanında Irak İslam Partisi (Sünni) lideri Tarık el-Haşimi, Conrad otelinde ortak bir basın toplantısında boy gösterdiler. Ortak basın toplantısına dek bir "Gizli diplomasi" örneği olan "Üçlü temas"ın sonunda, Irak'ta Sünnilerin 15 Aralık'ta, yaklaşık 10 gün sonra yapılacak seçimlere katılmasının sağlandığı açıklandı. Yani, Türkiye, Amerika ile Irak'ta direnişin toplumsal tabanını oluşturan Sünniler arasında müthiş bir "Uzlaşma"ya damgasını vurmuş; parlak bir "Diplomatik başarı" elde etmişti.
Abdullah Gül bu basın toplantısında Türkiye'nin amacını da şöyle açıkladı:
-Bu Meclis Irak'ı yeniden kuracak. Daha önceki seçimlerde, referandumda bazı gruplar, özellikle Sünni gruplar seçimlere katılmamışlardır. Bu Meclis, Irak'ın geleceğini tayin edecek bir Meclis olacağı için, Irak'taki bütün unsurları, Irak halkını en iyi şekilde yansıtması gerekmektedir. Biz Türkiye olarak bütün gruplarla yakın görüşme içindeyiz. Hiçbir ayrım yapmadan Irak'ın bütün unsurlarıyla Araplar, Şiiler, Sünniler, Türkler, Kürtler hiçbir ayrım yapmadan hepsiyle bu yakın temas içinde, hepsine bu vizyonumuzu anlatıyoruz.
Sayın Gül'ün 15 Aralık'ta yapılacak Irak seçimlerine tam katılımı sağlamayı amaçlayan çabalarını ben de beğenerek izlemekteyim. Gerçi dün Irak'ın en güçlü Sünni dini otoritesi kabul edilen "İslam Uleması Birliği" başkanı Şeyh El Kubaysi, Birlik üyesi Sünnilerin seçime katılmayacaklarını açıkladı. Ama El Kubaysi'nin "Seçimi boykot ediyoruz" dememesi ve seçim sonuçlarını saygı ile karşılayacaklarını söylemesi de bir şey neticede...
Irak'ta kalıcı bir siyasi çözüm için "Bütün Iraklılar"ın veya "Irak'taki bütün unsurlar"ın katlımı gerçekten gerekli. Bu hem Irak'ın geleceğinde "Ülke bütünlüğü"nün güvencesi olacak, hem de Amerika Irak'tan çekildiğinde doğacak boşluğu "Seçilmiş Iraklılar" dolduracak.
Irak'ın durumu tabii ki olağanüstü. İşgal altındaki bir ülke Irak. Iraklılar şu anda kendi kaderlerini belirlemek gücüne sahip değiller. Geçmişte bir despotun ellerine teslim etmişlerdi kaderlerini. Haksız savaşlara, kırımlara, baskılara sürüklendiler Saddam döneminde. Şimdi de işgal altındalar ve bir yandan da iç savaşı andıran bir terör dalgasına hedef olmuş durumdalar.
Şimdi bütün çabalar bu yaşananların bir "Geçiş Dönemi" olarak geçmişte bırakılmasını hedefliyor.
Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yaşamlarına sokmayı başaramayan komşularımızın ve genel olarak Arap dünyasının sosyo-politik yakın tarihlerinin "Sonsuz Geçiş Dönemi" halinde geçtiğine üzülerek tanık olmaktayız.
Bu ülkelerden bazılarının devlet şekli cumhuriyet. Bazıları da dini devlet işlerinden ayırmışlar yani laikler. Bu açıdan Saddam rejimi de kendince laik değil miydi?
Yani kalıcı istikrar için sadece cumhuriyet ve sadece laiklik yetmiyor. Demokratik katılım, hukukun üstünlüğü, çok seslilik, temel hak ve özgürlükler, cumhuriyeti ve laikliği, kitlelerin benimsemesini sağlıyor. Bu olmazsa, siyasi muhalefet siyasal İslam içinde örgütleniyor. İktidar kavgası bir "Din kavgası" biçimine dönüşüyor.
Türkiye'nin bölgedeki farkı bundan kaynaklanıyor. Demokrasi, Türkiye'de laik rejimin de teminatıdır. Tarihten ve bugünden alınan derslerle demokratik katılımı güçlendirmeli ve laikliği asla demokrasinin antitezi olarak sunmamalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA