Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Aynı anda iki işi birden yapamayan veya aynı anda birden fazla konuyu ele alamayanların çoğunlukta bulunduğu bir toplum, sorunlar gündeme sağanak gibi yağmaya başlayınca şaşırmaz mı?
İşin daha da garip olan yanı şu.
Bu sorunların hepsi de geçmişte toplumun gündemini de aklını da defalarca bunaltmıştır.
Ama bunlara çözüm üretilmek yerine, bunların çözümleri hep belirsiz bir geleceğe ertelenmiştir.
Bu sorunların kriz noktasına geldikleri zamanlar da, meselenin özüne inilmek yerine o gün kim iktidarda ise sorumluluk ona yüklenmiştir.
Bu olur olmaz sorumluluk yükleme süreci "Sorumluluk" kavramını da yalama ettiği için sonunda iktidarlar, gerçekten sorumlu oldukları durumlarda bile umursamaz olmuşlardır.
Konuya "Kürt Açılımı"ndan mı, "İstanbul'u sel alması"ndan mı, "Doğan Grubu'na salınan vergi cezası" ndan mı, yoksa gündemin sıcak maddelerinin diğer herhangi birinden mi girsek?
Sonu bilinmeyen uzun ince bir yolda bir menzile varmadan sürekli yürümeye hangi toplumun nefesi yeter ki?
Bugün kendi mesleğimi ve dünyamı ilgilendiren Doğan Grubu'na salınan vergiye ve cezasına değineceğim.
Geçen ay Hürriyet yazarları dahil hemen her köşe yazısında "Medyada kimler tasfiye olacak" diye çeşitlemeler yapılmaktaydı.

Kimler tasfiye olacak?

Ben 19 Ağustos'ta bu köşedeki yazımı şöyle bitirmiştim:
- Tasfiye edilmekten korkmaları gereken gazeteciler de, gazete yazarları olmamalıdır. Asıl siyasetçileri ve medya patronlarını ilgilendirmesi gereken bir meseledir bu "Tasfiye Açılımı" konusu. Mesela "28 Şubat postmodern darbe"sinin asli faillerinden olan "Kartel medyası"nın hangi yöneticisi ve yazarı tasfiye edilmiştir ki? Buna karşı onların patronlarının ellerinden gazeteleri ve televizyonları alınmış, bunlardan bazıları hapse bile girmişlerdir. Yakın geçmişteki bu tasfiye sürecini etken bir katılımcı olarak yaşayan ve hâlâ demokrasi karşıtı çizgide icra-ı faaliyet eyleyen gazete yönetici ve yazarlarının, meslektaşlarına dönük tasfiye listeleri yapmak yerine artık patronlarını tasfiye dışında tutmaya çalışmaları gerekmez mi?
Meslek yaşamımda kaç medya patronunun sektörü bıraktığını veya bıraktırıldığını artık hesap edemiyorum.
Ama o patronlar da onların çalışanları da, medyada kalıcı, özgür ve özerk olmanın bu ülkede "Liberal demokrasi"nin, "Hukukun üstünlüğü"nün, "Haklı rekabet"in, "Şeffaflık" ın var olmasına bağlı bulunduğunu ancak başlarına iş geldikten sonra anladılar.
Patronlar rakiplerine karşı kullandıkları tetikçilerinin ilk fırsatta kendilerini de vuracaklarını hesaba almadılar.

Unutulan gerçekler "
Mesleki rekabet"
in sağlığının "Mesleki dayanışma" yı da gerektirdiğini düşünmediler.
Mesleki ve insani ilişkileri ya "birbirlerini yok etmek", ya da "kartel kurmak" şeklinde sürdürdüler.
Bir gazeteci olarak elbet Aydın Doğan'ın ve Doğan Grubu'nun medyadan tasfiyesine dayanacak bir süreçten mutluluk duymam.
Ayrıca kişisel konumum da buna izin vermez.
Aydın Doğan medyaya Milliyet'i alarak girdiği 1980'lerde, ben de onun gazetesinde yedi yıl başyazarlık yaptım. Bu süre boyunca yazılarıma bir kez olsun müdahale etmedi.
Galiba Hürriyet'i alması ile bugüne dayanan olumsuzluklarla da dolu serüveni başladı. Sabah'ın Dinç Bilgin'i de tasfiye edilince "Tek büyük patron" olarak kamuoyunun önüne çıktı. Devletin ve siyasetin karşısında adeta bir eşit gücün sahibi gibi göründü.
Liberal görüş sahipleri AK Parti iktidarını "AB kriterleri çizgisi"ne zorlarken, onun Hürriyeti'nin yönetimi liberal düşüncelere savaş açmayı yeğ tuttular.
Dilerim Doğan Grubu "Uzlaşma" ile iktisadi varlığını sürdürebilecek bir çözüme Maliye'yi ikna eder.
Ama yaşanan bunca deneyin sonunda aynı süreçleri aynı hatalarla yaşamak, gerçekten bıktırıyor insanı.
Olaya Yahya Kemal'in "Siste Söyleniş"inin penceresinden şiirimsi bakmayı deneyeceğim yazının sonunda:

Bab-ı telli

Birbiri ardınca kapandı perdeler.
Asil Nadir, Erol Simavi, Dinç Bilgin nerdeler?..
Akşam'ı, Sabah'ı kimler kaç kez aldı?..
Bab-ı Ali'nin babını kimler kapattı?
TMSF neleri aldı neleri sattı?
Ercüment Karacan, Ahmet Emin Yalman nerede?
Basın mı, medya mı, banka mı, holding mi bu?
Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın...
Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER