Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yaşanılan zamanın gerçeklerini ıskalayıp, dünün koşulları ile bugünü değerlendirebileceğini zannedenler nedense hiç azalmıyor.
Alalım medyamızı ele...
"Basın özgürlüğü" artık sadece kendilerini "Merkez medya"nın sahipleri olarak gören bir avuç gazetecinin ve patronların meselesi değil.
Merkez-kaç kuvvetleri sadece siyasette etkili olmadı.
Artık medyada da "Oynak merkez" gerçeği var.
Kimin merkezde, kimin sağda, kimin solda olduğunu kimse kestiremiyor şimdi.
Dünün "İlericiler" i bugünün "Gericiler"i olmadı mı?
Çeşitli gerekçelerle askeri siyasete davet etmek, bugünün dünyasında gericiliğin ta kendisidir.
Bu çok merkezli medyatik dünyanın bir başka özelliği de şu...
Artık kimse "Dediğim dedik, çaldığım düdük" diyemiyor.
Artık "Gerçek" farklı medyalarda farklı açılardan da yansıtılmakta.
"Kol kırılır yen içinde kalır" ilkesi uyarınca birbirlerinin ayıplarını gizleyen "Medya oligarşisi" de artık sırça köşkte yaşıyor.

Özgürlük herkese lazım
Serbest ve haklı rekabet düzenini kırıp yakın geçmişte tekelleşmeye ve kartelleşmeye heveslenen medya sermayesi, bunun bedelini şimdi insafsız bir "Karşılıklı yıpratma" ortamı içinde yaşamaya mahkum olarak ödemekte.
Bu yeni dünyanın farkına varıp, kendileri gibi olmayanlara ve düşünmeyenlere saygı göstermeyi öğrendikleri güne kadar, geçmişte yaşadıklarını zannetmenin sıkıntısını yoğun biçimde yaşayacaklar...
Basın özgürlüğünün Hürriyet kadar Taraf'a da, Yeni Şafak'a da, Star'a da, Zaman'a da gerekli olduğunu mutlaka bir gün anlayacaklar.
Dünü yaşarmış gibi davranmak sadece medyanın belirli kesimleri için söz konusu değil.
Profesyonel ve amatör siyasetçilerin bir bölümü de, takvime bakmayı unutmuş durumda.
Örneğin AK Parti yedi yıldır iktidarda.
Tayyip Erdoğan yedi yıldır Başbakan.

Şeriat mı gelecek?
Ama siyasetin zamanını şaşırmış belirli odakları hâlâ "Bunlar gelirse şeriat da gelir" şarkısını söylemeyi, siyaset etmek zannediyorlar.
Böyle davrananlar nedense "Hangi siyaseti izlersek bunların yerine biz iktidar oluruz" arayışını başlatmayı hiç düşünmüyorlar.
Abdullah Gül Çankaya'da ikinci yılını doldurdu.
TBMM'deki oylamanın meşruiyetini tartışmak, artık siyasi tarihimizin nafile uğraşları arasında bulunmakta...
Ayrıca uzun yıllardır kapağı hiç açılmayan tüpteki diş macununun dışarı çıktığını görmek de gerekiyor.
Tabuların yıkıldığını görmezden gelmek için sade zaman özürlü değil görme ve duyma özürlü de olmak gerekir.

Bugün henüz gelmedi mi?

Daha ötesi var mı?
TRT Kürtçe yayın yapıyor.
TBMM'de DTP var.
Her şeyde "yabancı parmağı" arayanlar globalleşmenin ekonomi kadar siyaseti de etkisi altına aldığını ıskalamış durumdalar.
Bunlar Amerikalı olsalardı herhalde "Obama'yı yabancılar Başkan yaptı" derlerdi.
Bunların Türk olanları da global ekonomik krizin sorumlularını Türkiye'de aramıyorlar mı?
Bunlar telefonların sadece konuşmaya yaradığını sananlardır.
Artık telgrafın tellerine kuşlar konamıyor.
Ayrıca kuşlar internetin tellerine de asla konamayacaklar.
Yıldırım Gürses bugün yaşasaydı "Son Mektup" yerine ya "Son email"i ya da "Son SMS"i şarkılaştırmaz mıydı?
Evet... Takvimlerde bugünün tarihi olarak "23 Eylül 2009" görülüyor.
Ama bazıları için bu tarih, çok uzak bir geleceği ifade etmekte...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;