Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Belirli yaşı geçmiş ve bu coğrafyadaki sosyo-politik gelişmeleri tarihten bugüne bilinçle değerlendirebilen kişiler için, son dönemde tanık olduğumuz kargaşa ortamı şaşırtıcı değildir.
Kadri Şençalar'ın Hicaz şarkısındaki "Görmedim ömrümün asude geçen bir demini" sözleri toplumsal yaşamımızın bir nevi özetidir... Toplumun değişik kesimleri, tıpkı fay hatlarının kırılmasında olduğu gibi, belirli aralıklarla ve genellikle 10 yılda bir sokağa dökülüp öfkelerini boşaltırlar. Yakın geçmişte bu öfkeyi gerekçe edip "Kardeş kardeşi öldürmesin" diye askeri darbeler de yapılırdı.
Bu öfkenin nedeninin bugün "Özel yaşamlara müdahale endişesi"nden kaynaklandığını yorumlayanlar var.
Peki ama 1960'ın 28 Nisan'ında Beyazıt Meydanı'nda "Menderes istifa" diyerek polisle çarpışan gençler de, özel yaşamlarına müdahale edildiği endişesini mi taşıyorlardı?

Twitter mı vardı ki?

Bugün sosyal medyayı kullanan provokatörlerin kitleleri eyleme yönlendirdiği iddia ediliyor.
Peki ama 1960'ın Mayıs'ında Kızılay'da Menderes'i protesto edenleri oraya çağıran "555K" şifresi ( 5'inci ayın 5'inde, saat 5'te Kızılay'da) twitterle mi kitlelere iletilmişti?
Sonuçta "Ordu-Gençlik elele" sloganı ile Cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesi gerçekleştirilmedi mi?
Ya Taksim'deki 1969'un "Kanlı Pazar"ına ne demeli?... Amerikan 6'ncı Filosu'nu protesto etmek isteyen gençlerin çatışmasında bıçaklanarak öldürülen gençleri hatırlıyor musunuz?

Balyoz harekâtı
Ya da 1970 yılının 15-16 Haziran'ında İzmit'ten İstanbul'a yürüyen işçi kitleleri, Başbakan Demirel'in özel yaşamlara müdahale edeceği endişesi ile mi polisle çatışmışlardı? O günkü olaylarda hayatlarını kaybeden işçilerin, polislerin, esnafın isimlerini hatırlayanınız var mı?
Bugün "Özgürlük istiyoruz" diye polisle çarpışan gençler, 1971'in 12 Mart darbesi ertesinde 28 Nisan günü yapılan "Balyoz Harekâtı"nda İstanbullu babalarının sokağa çıkmalarının yasaklandığını ve ev ev dolaşan askerlerin ve jandarmanın sol içerikli kitapları ve bunların sahiplerini topladıklarını, nereden hatırlasınlar ki?
Sanki Taksim'i ilk defa böyle görüyoruz...

Taksim hep böyle değil mi?
1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı'nda, Taksim'de çıkartılan kargaşada 34 kişinin ezilerek hayatını kaybettiğini de görmedik mi?
Bugün Turgut Özal için "Çankaya'nın şişmanı-İşçi düşmanı" diye slogan atanların haklı olduklarını mı düşünüyorsunuz?
Osmanlı'nın son döneminin "Şeytan Üçgeni"nin uçlarında Yıldız Sarayı, Bab-ı Ali ve Beyazıt vardı... Padişah'ı Saray'da, Sadrazam'ı Bab-ı Ali'de devirirler, sonra da Beyazıt'taki Harbiye Nezareti'ne el koyarlardı.
Bu üçgenin yerine Taksim'in geçmesi mümkün mü yani?
Bütün bunları bilinçle değerlendirebilirseniz son olaylara "Bu da geçer" diyerek bakabilirsiniz. Keşke bunlar hiç olmasaydı...
Ama hangimiz ömrümüzün asude geçen bir demini gördük ki?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER