YAZARA MAİL GÖNDER AK Parti de eylemciler kadar yaratıcı olmalıdır...

YAZARLAR

Hükümet yetkilileri de Türkiye'nin uluslararası bir komplonun sahnesi olduğunu söylediklerine göre... Başbakan Erdoğan da olayın Gezi Parkı'ndaki ağaçlardan çok öteye olduğunu vurguladığına göre...
Eğer siyasal ortamda böylesine büyük ve radikal bir oluşum varsa... İçeride siyasi ve ekonomik istikrar, dışarıda da ilişkiler ve itibar sarsıntı geçiriyorsa...
Eski ölçülerle ve bakış açıları ile bu yeni ve eskisinden çok farklı "Kriz durumu"na, sağlıklı çözümler üretemezsiniz. En az eylemciler ve onları yönlendiren iç ve dış "Lobiler" kadar yenilikçi ve yaratıcı olmak zorundasınızdır.
Bugünü dün ile karıştıran anakronik yaklaşım, tarihi filmde akıncıların atlarıyla koşarken arkada telgraf direklerinin görünmesi veya Kanuni'nin kol saati takması gibi, tutarsızlıklara yol açar.
"Nasıl olsa seçmen arkamızda" yaklaşımının içinde bulunulan güncel koşullarda fazla bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Çünkü en son genel seçim geride kalmıştır. Zaten eylem koyan kesimler o seçimin sonucunu önemsememektedir.

Devlet adamı olmak

Türkiye'ye yapılan büyük hizmetler ve 10 yılda elde edilen başarı da, bu ortamda öncelikli bir siyasi ağırlık taşımıyor. Neticede siyaset nankör bir meslektir. Bu yüzden de siyasetçi ancak öldükten sonra "Devlet adamı" olarak kabul edilir.
Demek istediğimiz şu.
Başbakan Erdoğan ve kurmayları seçmenin siyaset üzerindeki ağırlığını yeniden devreye sokmak için sonbahardaki bir "Erken genel seçim" için düşünce alıştırmaları yapmalıdırlar.

Baraj indirilmeli

Bu arada AK Parti tüzüğündeki en fazla üç kez seçilebilmek sınırı bir tüzük kongresi ile değiştirilmeli ve böylece hem insan birikimi sıfırlanmaktan kurtarılmalı, hem de mevcut milletvekillerinin erken bir genel seçime dönük isteksizlikleri yok edilmelidir.
Ayrıca seçilme barajı yüzde 5'e indirilmelidir. Böylece temsili demokrasi daha yaygın bir alana taşınır.
Tabii ki bunlar siyaseti tribünden izleyen bir gözlemcinin önerilerdir. Ancak ne istedikleri tam bilinmeyen ve siyasi bütünlükleri olmayan kitlelerin ağırlıkları sosyal medyanın yarattığı "Kartopu etkisi" ile yayılarak büyüyor ve seçmenin ağırlığına eşit oluyor.
Olayları okumak yerine duyarak izlediğimiz ve sadece duymak istediklerimizi duyduğumuz için, yazılı hafızamız pek zayıf. "Demokrasi ve özgürlük" diyerek eylem koyan kalabalıklar için de "Uzak tarih"in zaman sınırı, en fazla "Geçen ay" veya "Geçen yıl"da kalıyor.
Mesela 1971'in 12 Mart Muhtırası Başbakan Demirel'e verilmişti. Ama toplumun eğilimini doğru okuyan muhalefetteki CHP'nin Genel Sekreteri Ecevit "Muhtıra bana verildi" diye ortaya çıktı ve 12 Mart darbe dönemi ertesindeki ilk seçimde CHP birinci parti, Ecevit de Başbakan oldu.

Durmak tehlikesi

Bugün de "Eylemler kimi hedef alıyor" içerikli çeşitlemeler yapılırken, yakın geçmişte yaşananlar ve mesela "Devletten yana olmak" ile "Halka karşı olmak" konumlarının toplum katında geçmişte nasıl algılandığı hatırlanmalıdır. Bir kesim halk şimdi baskıcı devleti kanıtlamak için "Asker"in yerine "Polis"i koyuyor.
Durum ciddidir. Seçim sandığının ve seçmenin siyaset üzerindeki ağırlığı, ilk sıradaki yerel seçimlerle ziyan edilmemelidir. Bir erken genel seçim, yeni bir dönemi başlatır. Türkiye nefes alır. Gündem sokaktan alınıp yeniden siyaset arenasına taşınır.
Şanslıyız ki önümüzdeki dönemin gergin ortamına sağlıklı yapıdaki bir ekonomik tablo ile giriyoruz. Ancak AK Parti kurmayları yeni duruma eski koşullar varmış gibi yaklaşırlarsa, bu defa onlar gerçekten "Duran adamlar" olurlar.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.