Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Siyasetin nihai amacı seçmenlerin mutluluğunu sağlamak değil mi?
Burada bütün mesele "Seçmen" kapsamına giren herkesin ve her kesimin mutluluğa dönük beklentisinin aynı olmamasından kaynaklanıyor.
Mesela Oscar Wilde "Dorian Gray'in Portresi"nde "Bir kadın kızından 10 yaş genç göründüğünde tatmini ve mutluluğu bulur" diye yazıyor. Ama acaba bu kadının kızının beklentilerinin karşılanmış olması için, annesinin mutluluğu ve tatmini yeterli olacak mıdır? Ya da annesinin kendisinden daha genç görünmesi, bu kızı mutsuz etmez mi?
Ya da İstanbul'un kriz konusu haline gelen trafik sorununa çözüm bulunursa, bu Kürtlerin ve Alevilerin de beklentilerini karşılamış mı olacaktır?
"Başbakanlık Sistemi" ile yönetilen Türkiye'de herkesi mutlu etmenin mümkün olmadığını yaşayarak anlayan veya bazen anlamakta zorlanan siyasetçiler başbakanlardır.

Anlamak kolay değil
Örneğin "Askeri vesayet"in kaldırılması sürecinde kendisine destek veren bir kesim aydınların, neden bir anda "Gezici" olduklarını Başbakan Erdoğan acaba anlayabilmiş midir? Ya da "Kürt realitesi"nin kalıcı ve demokratik bir çözüme bağlanması için "Kürt" kelimesinin yasaklı olduğu dönemlerde kendilerini ortaya atanların, şimdi neden "Barış açılımı" karşısında yer aldıklarını anlamak kolay mıdır?
Acaba bu aydınların beklentilerinde "Sivillikten" veya "Kalıcı çözüm"den öteye arayışlar mı vardı? Acaba sorunun kaynağında siyaset değil de psikolojik durumlar mı bulunuyordu?
Kısacası "Siyaset" dünyanın en karmaşık içerikli mesleğidir.
Sadece ülkeye ve topluma "Hizmet etmek" siyasette başarılı olmaya yetmiyor. Hele bir soruna çözüm ürettiğinizde 10 yeni sorunun ürediği bir coğrafyada, tüm kesimlerin ve her seçmenin bir siyasetçiye "Başarılı" demesi pek mümkün değildir.

Bu dünyada tasfiye edildi

Ankara'yı bilenler özellikle bakanların imzasını ve "Olur"unu bekleyen dosyaların, masaların üzerinde nasıl yığıldığını bilirler. 1974'teki CHPMSP koalisyonu sırasında, MSP'li bir bakanla makamında söyleşi yapıyordum. Masasının üzeri bomboştu. Şaşırmıştım... "Size hiç imza için evrak gelmez mi" diye sorduğumda şu cevabı almıştım:
- Ben hiçbir dosyayı yarına bırakmam. Eğer böyle yaparsam öbür dünyada benden hesap sorulacağını bilirim...
Sözünü ettiğim siyasetçi bu dünyada siyasete devam edemedi. Amansız siyasi kavgalar arasında tasfiye edildi.

Menderes ve Zorlu

Bugün eğer Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde yerleşik ve hukuki hakları varsa, bu Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun 1950'li yıllardaki çabaları sayesinde mümkün olmuştur. "Garantörlük" hükmü olmasaydı, 1974'te Türkiye Kıbrıs'a müdahale edebilir miydi?
Ve bu iki siyasetçi idam edilmedi mi?
Kısacası siyasette hizmet ederken sonsuza kadar "Aferin" almayı beklememek gerekiyor. Bu meslekte seçmen bir gün el üzerinde taşıdığı siyasetçiyi, ertesi gün bırakabilir... Bir dönem iktidar olan Ecevit'in DSP'si ertesi seçimde barajın altında kalmamış mıydı? Başbakanken herkesin ağzından çıkacak cümleye kilitlendiği Turgut Özal'ın, Çankaya'daki yalnızlığını unutabilir miyiz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER