YAZARA MAİL GÖNDER Ya "Niğde pazarı"nın da vakti geçtiyse

YAZARLAR

İngilizcede "Akşam yemeğinden sonra sonra günaydın" anlamına gelen "Good morning after supper" diye bir deyim var. Olayları ıskalamayı, gerçekleri gecikerek anlamayı ifade ediyor. Bizde de "Geçti Bor'un pazarı/ Sür eşeğini Niğde'ye" denilmez mi böyle durumlar için?
Namdar Rahmi Karatay'ın (1896-
1953) bu gibi durumları şiirleştirdiğini de belki bilirsiniz...
"...Gönül ne çalgı ister, ne eğlence ne de dans,
Ne güzel kadınların önlerinde reverans.
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans.
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye, Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye...
"
Muhalefetin ve özellikle CHP'nin yaklaşan Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin yaklaşımlarını izlerken, Bor'un pazarının geçtiğini fark etmeyen köylünün durumunu düşünmez misiniz?

Düşündüren durum

Nitekim Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da Erzurum'da gazetecilerle konuşurken, bu konudaki hayretini şöyle seslendirmiş:
"- Seçimlere iki ay kala bir aday ortaya çıkmadığı için yurttaşlarımız da ister istemez Sayın Abdullah Gül ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan arasında hangisi olacak diye konuşuyorlar.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2014 yılının ağustos ayında olacağı kimse için sürpriz değil. Sanki sürpriz olmuş gibi 'Hay Allah bu cumhurbaşkanlığı seçimi nereden çıktı' der gibi en iyi adayı arayıp bulacağız şeklindeki cümleler, seçime 2.5 ay kalmışken açıkçası düşündürüyor..."
Muhalefet partileri acaba olayın gerçek boyutunun farkında olmadıkları için mi gaflet uykusundaymış gibi davranıyorlar?
Düşünün ki ilk kez TBMM değil halk seçecek Cumhurbaşkanını...

Çok temel bir fark var
1982 Anayasası'nın Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkilerini belirleyen hükümleri, seçilme yöntemi dışında eskisi gibi...
Yani "Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir... Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir."
Düşünün şimdi... Bir siyasi partinin lideri olan ve bu partinin seçmenlerinin ağırlıklı desteği ile seçilen bir Cumhurbaşkanı'nın partisi ile ilişiği nasıl kesilecek? Bu desteği geride bırakıp ikinci defa seçilmeyi nasıl hayal edebilecek?
Kısacası Anayasa'da ne yazarsa yazsın şekilde partisiyle ilişiği kesilmiş ama "Partili bir Cumhurbaşkanı" geliyor...
Bir anlamda "Başkan" geliyor...
1982 Anayasası'nın Cumhurbaşkanına verdiği yetkiler de, bunu mümkün kılıyor.

Kim olursa olsun ama...

Muhalefet bu çelişkileri vurgulamak, bir sistem tartışması başlatıp çözüm üretmeyi denemek yerine, sanki yerel seçimlerde bir ile belediye başkan adayı ararmış gibi, isimler üzerinde spekülasyon yapmayı yeğ tutuyor.
Hiç olmazsa "Tamam, kim olursa olsun, isterse partili olsun ama partizan olmasın" da diyemezler mi şimdiden?
Tımarhanede kalın bir kitap okuyan deliye doktoru "Okuduğun kitapta neler var" diye sorunca, "Bu kitapta çok şahıs var ama bir eylem de, şahıslar arasında ilişki de yok" diye cevap vermiş deli... Doktor kitabı alıp kapağına bakmış... "Telefon Rehberi" yazılıymış kapakta.
CHP'nin aday adayı isimlerini bir düşünün...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.