YAZARA MAİL GÖNDER "Kentli" olmak mı yoksa "semtli" olmak mı ağır basıyor?

YAZARLAR

Cumhurbaşkanı seçiminin ayrıntılı sonuçları değerlendirilirken siyaseten "Kentli" kimliğinin değil "Semtli" kimliğinin daha ağır basmaya başladığı gerçeği de galiba ortaya çıktı... Özellikle İstanbul'da yaşayanlar için söz konusu olan bu durumu mesela "Beşiktaşlı" olmakla "Ümraniyeli" olmak arasındaki siyasi eğilim farklarından görebilirsiniz.
İstanbul ilçelerindeki seçim sonuçlarını tahlil ederseniz, semtlerin siyasi eğilim farklarının hangi olgulardan kaynaklandığını belki hissedebilirsiniz.
Eğer "Yeni Türkiye"nin gerçekleri ışığında semtler arasındaki siyasal görüş farklılıklarını aceleci bir çözüme bağlarsanız, kolayca "Beyaz Türkler kendilerini Bebekli, Modalı, Nişantaşılı, Cihangirli diye anlattıklarında, kendilerini daha mutlu ve kişilikli hissediyorlar" yargısına varabilirsiniz...
Buna karşı yeni kentliler ise kendilerini Ümraniyeli, Gaziosmanpaşalı, Gültepeli olarak görmek yerine "İstanbullu" olarak görüyorlar.

Beşiktaş ve Sultanbeyli...

Mesela Beşiktaş'ta çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu oyaların yüzde 75.6'sını alırken, Beşiktaşlı seçmenlerin sadece yüzde 17.8'i Tayyip Erdoğan'a oy vermiş... Buna karşı Sultanbeyli'de Ekmeleddin İhsanoğlu'nun oy oranı yüzde 14.2'de kalırken,Tayyip Erdoğan oyların yüzde 69.6'sını almış.
Aynı kentin semtlerini siyasal eğilimler açısından ayıran bu farklılıklar galiba kaçınılmazdır.
1950'de nüfusu 850 bin olan İstanbul eğer yarım yüzyılda bir Yunanistan kadar daha büyüdüyse, kimin İstanbullu olduğunu veya İstanbulluların genel siyasi eğiliminin ne olduğunu anlamak pek mümkün değildir. Bu açıdan bakarsanız İstanbul mezarlıklarında da İstanbul dışında doğanlar yavaş yavaş çoğunluğu ele geçirmiyor mu? Bir başka deyişle artık insanın doğduğu yer değil, öldüğü yer memleketi olmuyor mu?

Eski ve yeni İstanbul

Hızlı kentleşmenin İstanbul'a yansımaları sadece semtler arsındaki siyasi eğilim farklarında görülmüyor.
Eski İstanbullular, evlerini yapacakları semtleri seçerken, önce Bizans'ın, sonra da Osmanlı'nın yerleşim alanı olarak seçmedikleri yerlerden uzak dururlardı. Havası, suyu, yazı, kışı belli olan semtler makbuldü.
Ama bir kentin nüfusu 15 milyona dayanınca böyle bir zor beğenirlik olamaz.
Şimdi bütün bölgede kış bitmişken, sokakları hâlâ karla kaplı olan mahalleler var.
Yağmur yağınca, Bangladeş'e benzeyen sel bölgeleri İstanbul'un yeni yerleşim alanları.
Eskiler "İstanbul'un yazı kışı yoktur, lodosu poyrazı vardır" derlerdi.
Bugün ise ne lodosu ne poyrazı tanıyan İstanbul semtleri oluşmakta. Eskiden "Karpuz kabuğu düşmeden denize girilmez" denilirdi. Şimdi denize girmek için karpuz kabuğunun düşmesi değil, kolektörlerin tamamlanması bekleniyor.
Ama yine de İstanbul İstanbul'dur...
Kendinizi Bebekli görseniz de sonunda İstanbullusunuz. Yani bu büyülü kenti bugünü ve dünü ile daha yakından tanımanız gerekir.

Kentin farkına varmak
Ümraniyeli ya da Bebekli olsanız da mesela 4'üncü Haçlı Seferi ile, Venediklilerin öncülüğündeki Franklar'ın İstanbul'u istila edip yağmaladıklarını, 1204'ten 1264'e kadar burada bir Katolik devletin kurulduğunu, Bizans'ın 60 yıl boyunca İzmit'e taşındığını bilseniz fena mı olur?
Örneğin İstanbul'da ilk üniversitenin 27 Mart 425 tarihinde, Bizans imparatoru 2'nci Teodosyus tarafından kurulduğunu, bunun adının "Auditorium" olduğunu bilseniz...
31 profesör, Latince, Grekçe, felsefe, hitabet, hukuk dersleri veriyorlarmış bu üniversitede. Maaşlarını devlet ödüyormuş ve özel ders vermeleri yasakmış.
Bu gibi şeyleri de bildikten sonra hangi semtlerin kime neden fazla oy verdiğini irdelemek daha anlamlı olmaz mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.