Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

Yaşar Kemal'li yıllar da geride kalırken

Yaşar Kemal'i düşünürken O'nu yakından tanıdığım 1960'lı yılları hatırlıyorum ve Yahya Kemal'in "Akıncılar"ının dizeleri aklıma geliyor...
"Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
"
O dönemde "Sol"un Türkiye'yi de dünyayı da değiştireceğini ve daha iyi bir dünyaya taşınacağımızı düşünürdük. 1962'de İşçi Partisi'nin (TİP) Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar Hukuk Fakültesi'ne gelmiş ve bir dershanede toplanan bir grup öğrenciye uzun uzun Marksizm'i, sosyalizmi, İşçi Partisi'nin vaat ettiği yeni düzeni anlatmıştı.

Cevapsız bir soru

Konuşmasının sonunda "Sormak istediğiniz bir şey var mı" deyince aramızda "Bambino" diye isimlendirdiğimiz bir arkadaş ayağa kalktı ve "İşçi Partisi iktidar olursa bizim seks sorunumuza ne tür bir çözüm getirecek" sorusunu yöneltti. Aybar şöyle bir baktı Bambino'ya ve bir şey söylemeden sınıftan çıktı gitti.
Yaşar Kemal'i okumam gerektiğini ilk kez Nurullah Ataç 1950'li yıllarda söylemişti bana... Aynı dönemde babamı ziyaret ettiği günlerde tanımıştım onu. Yaşar Kemal TİP'in oluşum sürecinde hep en öndeydi... 1962'nin Kasımında Beyazıt'taki Beyaz Saray İşhanı'ndaki toplantıda, bu toplantıyı dağıtmayı amaçlayanlarla yumruk yumruğa dövüştüğünü görmüştüm.

Popov'un problemi

Yine 1960'lardayız... Cumhuriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni Ecvet Güresin'in odasında bir sabah Yaşar Kemal de var. Kapı açılıyor ve içeriye o zamanki Sovyet rejiminin haber ajansı olan TASS'ın 10 yıldır İstanbul temsilciliğini yapan Popov giriyor odaya... Bu Rus gazetecinin çok öfkeli ve sinirli olduğunu görünce "Ne oldu" diye soruyoruz... Popov "Birisi Moskova'da rüşvet vermiş. Beni Ankara'ya tayin ettiler. O rüşvetçi de benim yerime geliyor" diyerek öfkesinin nedenini açıklıyor. Popov'un bu sözleri Yaşar Kemal'i çok sinirlendirmişti... Adama "Saçmalama Popov, Moskova'da rüşvet olmaz" diye bağırarak tepki gösterdi. Popov şöyle bir baktı Yaşar Kemal'e... "Sen Moskova'yı ne bilirsin ki, en büyük rüşvetler orada döner" dedi.

Türkiye'yi biliyordu
Çok yakından tanıdığım Kemal Tahir'in Sovyetler'i "Davetli" olarak gezerken rehberine bir meydandaki Lenin heykelini gösterip "Neden bunun yerine Dostoyevski'nin heykelini dikmiyorsunuz" dediğini de hatırlıyorum.
Evet... Yaşar Kemal gerçekten Sovyetler'in Moskova'sında neler döndüğünü bilmiyordu ama Türkiye'de neler döndüğünü çok iyi görüyor ve bunları röportajlarına, hikâyelerine, romanlarına yansıtıyordu. Mesela halktan yana bir kaymakama toprak ağalarının neler yapabileceklerini "Teneke"de ne güzel anlatmıştı. "Kapitalist Modernleşme"nin kapitalizme karşı ideolojileri de nasıl kendisine uyumlu hale dönüştürdüğünü, Abdullah Öcalan "Savunma"sını kitaplaştırdığı "Demokratik Uygarlık Manifestosu"nda pek güzel irdelemez mi?
Son hastalığına kadar Yaşar Kemal'le buluşur ve eski günleri çoğunlukla gülerek yad ederdik. Sedat Aloğlu da bizi Boğaz balıkçılarında buluştururdu. Yaşar Kemal'le hepimizin yaşam ağacımızdan bir yaprak daha düştü.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA