YAZARA MAİL GÖNDER Yeni Türkiye'de eski usul siyaseti seçmen kabul etmiyor

YAZARLAR

Önümüzdeki 1 Kasım genel seçimlerine uzanan dönemde, siyasi partilerin çalışmalarını izlerken, yönetim kuramcısı Peter Drucker'ın "Yeni Örgütler Toplumu"nun yapısı üzerindeki gözlemlerini yine hatırladım... Şöyle diyor Drucker:
- Her örgüt değişimin yönetimini kendi yapısının içine yerleştirmelidir. Birincisi her örgüt, yapmaya alışık olduğu her şeyi terk etmeye hazır olmalıdır. Yöneticiler her süreçte "Bugün bildiklerimizi geçmişteki o zaman bilseydik, buna gene başlar mıydık" sorusunu sormalıdırlar. Eğer bu sorunun cevabı "Hayır" ise, örgüt o zaman "Öyleyse şimdi ne yapacağız" sorusuna cevap aramalıdır.

Eski söylemler

Bizim siyasi partilerimiz için geçerli olması gereken gözlemler bunlar... 1950'lerdeki veya 60'lardaki gibi köy kahvesinde seçmene hitap etmekle, 2000'li yılların Bilişim Çağı'nda seçmene ulaşmak arasında mutlaka bir fark vardır... Ama söyledikleriniz eski oldukça, hizmete dönük rekabet yerine eskisi gibi kavga ve nefret söylemleri ile kampanya sürdürdüğünüz takdirde, kullandığınız kitleye ulaşma yönteminin değişmesi ne anlam ifade eder ki?

Hizmetçiler ve hizipçiler

Siyasi partilerin muhalefette veya iktidarda olmak dışında temelde farkları olmasa da, siyasetçilerin kişiliklerinden kaynaklanan farkları tabii ki vardır.
Nihai değerlendirmede bazı siyasetçiler "Hizmetçi", bazıları da "Hizipçi"dir. Hizmetçiler iç ve dış konjonktürle kavga etmek yerine, iş ve icraat yaparlar. Hizipçiler ise, içeride ve dışarıda birileriyle kavga edip, Türkiye'nin yıllarını ziyan ederler.

Önemli olan çoğunluktur
Önyargılı ve saplantılı olanlar dışındaki seçmen çoğunluğu, kimin ne olduğunun farkındadır... Önümüzdeki seçime uzanan dönemde de "Çoğunluk"un hangi partiye neden oy vereceğini biliyoruz. Hiç çoğunluk olamamış partilerin eski yapılarından ve yöntemlerinden vazgeçememelerini de, üzülerek izlemiyor muyuz? Yakın geçmişteki her seçimde kendilerini yenileyemeyen partilerin yenildiklerini görmedik mi?

Yeni Türkiye

Unutmayalım ki artık nüfusumuzla da, ekonomimizle de, potansiyelimizle de dünya çapında büyük bir ülkeyiz. Hâlâ 1920'lerin veya 30'ların ölçüleriyle ya da kamplaşmaya ve nefret üretimine dönük siyasal söylemlerle Türkiye'yi çözmeye çalışmak, siyasi aymazlık değil midir?
Bereket "Sessiz Çoğunluk" her şeyin farkında ve oyları ile sesini duyurduğu zaman, siyaset doğal yörüngesine giriyor...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.