YAZARA MAİL GÖNDER Barış gelsin yurduma

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy ve Ünye'deki NATO Dinlenme Üssü'nden kaçırılan 3 İngiliz…
30 Mart 1972'de Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar.
Yağmur gibi mermi yağdı üzerlerine…
Hepsi oracıkta öldü.
O baskının üzerinden tam 41 yıl geçmiş.
Dün yıldönümüydü.
O olaydan kurtulan bir kişi vardı.
Ertuğrul Kürkçü…
Şimdi milletvekili…


***
Barış'ın konuşulduğu şu günlerde 12 Eylül öncesinin katliamları düştü aklıma.
Ne çok genci astılar, İzbe
sokaklarda kaç üniversiteli genç bombayla ya da silahla öldürüldü…
İşkencelerin ise haddi hesabı yoktu…
***
Sadece sol görüşlüler değil, sağ görüşlüler de işkenceden geçti.
Bugün ne sağcı solcuyu ne de solcu sağcıyı suçlasın.
Çünkü onlar kullanıldılar.
Kimisi için Mamak, kimisi için de Diyarbakır cezaevleri ölüm evi oldu.
***
Ülkücü Ahmet Kerse Gaziantep Cezaevi'nde,
Ali Bülent Orkan Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde,
Cengiz Baktemur ve Cevdet Karakuş Elazığ Kapalı Cezaevi'nde,
Fikri Arıkan Mamak Askeri Cezaevi'nde,
Halil Esendağ İzmir Buca Cezaevi'nde,
İsmet Şahin, Mustafa Pehlivanoğlu ve Selçuk Duracık da Paşakapısı Cezaevi'nde idam edildi.
***
Bir ülkücünün idam edileceği haberi cezaevine geldiğinde sabahlara kadar tekbir getirilir, ilahiler okunurdu.
Kuran sesleri birbirine karışırdı.
Kefen parası da toplanırdı.
Mesela Halil Esendağ'ın kefen parası yoktu.

20 kişi bir araya geldi ama yine para çıkışmadı.
Sonunda bir nevresimi kefen yaptılar.

İdam edilecek olanın gözüne uyku girmezdi.
Ancak ezanının okunmasıyla uykuya dalarlardı.
Çünkü idamlar sabah ezanından önce olurdu.
***
Cengiz Baktemur'un idamına saatler kalmıştı.
İmam geldi, "Hocam son bir kez dini telkini tekrarlamak isterim" dedi Cengiz.
Beyaz idam gömleği getirildiğinde sabah ezanı okunuyordu.
Namazını kıldı.
Sonra gömleğini giydi.
Onu darağacının yanına götürdüler.
Son arzusu soruldu.
"Bir bayrak ve Kuran-ı Kerim istiyorum" dedi.
Kuran getirildi.
Üç defa öptü, alnına koydu.
Bayrağı da...
***
Cellât tabureyi tekmeledi.
Cengiz can çekişiyordu. Ölüm uzadı.
"Ulan böyle işkence olmaz, tutun kaldırın" dedi biri.
Az sonra cellât yine geldi.
Bu defa ipi boynuna tam geçirdi ve bir kez daha tabureyi tekmeledi…
Olmuştu bu defa, Cengiz can vermişti.
***
Bu gençleri ölüme sürükleyen baronlar hâlâ hayatta.
Keyifleri gıcır,
Vicdanları rahat mı?
Bilmiyoruz...
Bir eli yağda, diğeri balda yaşayanı var.
Yani olan gençlere ve ailelerine oldu…

***
Dilara da dağa çıkmıştı.
Eylemlerde yer aldı.
Kalaşnikof, roketatar ve el bombasıyla kaç kişi öldürdü, o da bilmiyor.

Kandil Dağı'ndaki radyoda çalıştı.
Sonra arkadaşıyla birlikte dağdan kaçtı.
Şimdi nerede, bilinmiyor.
***
Bingöllü Songül'ün idam mangası tarafından kurşuna dizilirken söylediği ağıtı bir ağızdan ve ağlayarak söyledi kızlar.
Türkiye'yi, köylerini, anne babalarını, kendileri dağa çıktıktan sonra doğan kardeşlerini çok özlemişlerdi.
Şimdi bir fırsat doğdu işte…
Köylerine, sevdiklerine dönmeleri için.
Bu şans bir daha gelmeyebilir…
Değerlendirilmeli.
Kimse ölmesin artık, barış gelsin güzel yurdumun dağlarına…
İnsanca yaşasın herkes…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.