YAZARA MAİL GÖNDER Bayram ve o cellat...

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Bugün bayram…
Çocuklar hediyelerini almış ve sevinçten uçmuşlardır.
Bayram namazından sonra da soluğu anne ve babalarıyla lunaparkta almışlardır.
Salıncağa, dönmedolaba, uçan balon ve çarpışan arabalara binmişlerdir.

***
Ne yazık ki çocukluğumun bayramlarında kayda değer bir şey yok.
Bayram namazı, sonra mezar ve akraba ziyaretleriyle günü bitirirdik…
Anlatabileceğim renkli hatıralarımın yokluğu bundan.
Hiç bayram harçlığım olmadı, Lunaparka da gidemedim mesela.

***
Tek sevincimiz anacığımın pazardan aldığı kara lastiklere sarılıp bayram sabahını beklemekti.
Üstü parlaktı, yazın ayağımızı terletse ve astarıyla kırmızıya boyasa da cislaveti herkes giyemezdi…
Yani bugünün iskarpiniydi onlar.

***
Bir alt modeline kodoroz derdik.
Çok bed ve kalın bir lastikten yapılmıştı.
Kalitesizdi.
Ucuz olduğu için onu giyerdik.
Hep burun tarafından delinirdi.
Kışın ayaklarımız donardı.
Çamur deryası yollardan geçerken kodorozlarımızı çıkarır çıplak ayakla yürürdük.
Çünkü yolumuz diz boyu çamur olurdu.

***
Ayakkabı dedim de aklıma o cellat geldi.
Adnan Menderes'i idam sehpasına götüren o katil.
Ne demişti Menderes'e:
"Ayağındakiler benim olacak."
Menderes sağ omzunun üstünden acı acı bakmış tek kelime etmeden gülümsemişti celladına.
Çıktığı idam sehpasında da, "Kimseye kırgın değilim. Ülkeme, milletime saadetler diliyorum" demişti.
Ayakkabılarını cesedi soğumadan alan demokrasi katilleri hala "darbe" istiyor.

***
Öyle arkadaşlarıyla kapı kapı şeker peşinde dolaşan bir çocuk da olamadım.
Utanırım çünkü…
Anacığım da "Fukaralığını belli etme" diye nasihat ederdi.
Gururlu kadındı.
Acından ölse kimseye belli etmezdi.
Anasına bile…
Bizi de öyle yetiştirdi.

***
Tek lüksümüz köye gitmekti.
Eski ama temiz elbiselerimizi giyer, ayağımıza da cislavetleri çeker iki saat yol yürürdük.
Tükenmiş halde varırdık köye…
Dayı çocukları ile buluşur gizli gizli fındık kafullarının arasında sigaramızı tüttürürdük.
Bu merete erken başladım yani.
Zaten kalbimi o gizli gizli sigara içmelerimiz yedi.
Dayıoğullarını ise öldürdü.

***
Büyüdükçe, yaşanmışlıkların çirkinliklerini görmeye başlayıp; bayramların önemini kaybettik.
Geçmişe duyulan özlem içimde;
Ama bugün sıradan bir gün…
Dün arife olmasına rağmen alışverişe gitmedik mesela.
Sabaha kadar televizyon izledim.
Ergenekon tartışmalarına takıldım.
Can Ataklı'nın hırçınlığına kızdım.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun davayı nasıl çarpıttığını görüp sinirlendim.

***
Sonra internete girdim.
Leyla'lı bir şiir yazdım. Turladıkça Reyhanlı kasabı Mihraç Ural'ın ölüm çağrısını gördüm.
Antakya halkını kışkırtıyordu.
ÖSO elemanlarını öldürtmeyi emretmiş it oğlu it.
Elini Antakya'ya sokmuş karıştırıp duruyor.
51 can az geldi çakala.

***
Sonra Ergenekon'da ceza alanları düşündüm.
Üzüldüm.
Yufka yürekliyiz ya.
En çok da İlker Başbuğ'a yandım.
Başbakan Erdoğan kaç kez suçsuz olduğunu söylemişti oysa…
Ama mahkeme yine bildiğini okumuş.
Dava 'siyasalmış'
Gerekçeli kararı görelim bir…
Hem süreç daha bitmedi ki.

***
Velhasıl bugün bir tuhafım…
Neden bilmem…
Bayramınız kutlu olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.