Türkiye'nin en iyi haber sitesi
PROF. DR. BENGİ SEMERCİ

Yemekle sınavımız

Masamın üzerine bırakılan Yemek ya da Yememek (Doğan Kitap, 2011) adlı, Feyza Bayraktar tarafından yazılan kitabın arka kapağında "Masum diyetlerle başlayıp, anoreksiya ve bulimiya gibi yeme bozukluklarıyla son bulan, şişman olma korkusuyla ortaya çıkıp diyet bağımlılığına dönüşen.." diye süre giden yazıyı görünce, günün büyük bölümünü yemek hakkında konuşarak, daha çok da dinleyerek geçirdiğimi bir kez daha hatırladım. Bebeğin iyi emmediğinden ve bu nedenle karnının doymadığından endişelenen annelerden başlayan, kaç gram aldığını ya da kaybettiğini takip eden erişkinlere uzanan bir dinlemeden bahsediyorum. Kısaca özetlendiğinde, çocuklarımızın az yediğinden, kendimizin ise çok yediğinden şikayet ediyoruz. "Bu ne kadar gerçek?" sorusuna yanıt arayalım mı? Çocuğunun beslenme sorunu olmadığını söyleyen bir anne ile karşılaştığım zaman gerçekten şaşırıyorum. Çünkü iyi gelişmiş, hatta şişmanlık sınırında olan çocukların aileleri dahil, sıralanan yakınmalar içinde yemek yeme sorunu en sık dile getirilen sorun oluyor. Genellikle sağlıklı çocukların, iştah dürtüleri de sağlıklıdır. Eğer sağlıklı çocuğun iştahına ilişkin sorun varsa, nedenleri çocuğa, yediren kişiye, yedirilme şekline bağlı olabilir. Yeni doğan bebeğin yaşaması, beslenmesiyle direkt ilişkilidir. Bu nedenle yemek yeme, aile ve bebek arasındaki ilk ve önemli ilişkilerden biridir. Bebeğe yemek yedirecek olan kişinin ruhsal durumu ve bilişsel gelişimi bu ilişkide önemli rol oynayacaktır. Yemek yeme ve yedirme ilişkisindeki sorunlar çocuklara yansır. Bu yansıma çocuğun yemeğe direnmesi, yemek yemeyi istememesi şeklinde ortaya çıkar. Bunun en önemli nedenlerinden biri, çocuğun aç ya da tok olmasına, bu anlamda gösterdiği belirtilere önem verilmeden beslenmeye çalışılmasıdır. Çocuk açlık ve tokluğu hissetmeyeceği gibi, yemek yemenin anlamını ve sorumluluğunu kavrayamayacaktır. Anne-bebek ilişkisinde olan kısıtlılık iştahsızlık ve yeme sorunu olarak çıkabilir. Çünkü araştırmalar iştahsız çocukların annelerinin, çocukların duygu ve isteklerini anlamakta zorlandığını, çocukla oyun ve temas dahil daha az ilişki kurabildiklerini göstermektedir. Onların çocukları da annelerinin daha az dikkatini çekebilen çocuklar olmaktadır. Böylece yemek yeme, anne ile çocuk arasında tek ilişki biçimine dönüşmekte; anne de, çocuk da olumlu-olumsuz duygularını, yemek yeme davranışıyla gösterebilmektedir.

İŞTAHLI BÜYÜKLER
Bir yanda şişmanlığın sağlık sorunu haline geldiği bir dünya, diğer yanda diyet listelerinin baş köşede bulunduğu bir dünya oluştu. Kimi şişmanlar mutludur diye geziyor; kimi zayıflar güzeldir diye inanıyor. Bir kısım insan fark etti ki, insanların kilosu sadece güzellikle ilgili değil; sağlıklı olabilmek için de kilonun kontrol edilmesi gerekir ve spor önemlidir. Şişmanlık mutluluk değildir. Hareketsizlik, birçok sorunu yaratan nedenlerdendir. Ama başka sorunlar çıktı. Sağlık ve güzellik adına yapılan diyetler, uygunsuz ve ağır sporlar, fiziksel ve psikiyatrik hastalıklara, hatta ölümlere yol açmaya başladı. Başlanıp sürdürülemeyen ya da başlanamayan programlar ise bir başka sorun oldu. Suçluluk duyguları, başarısızlık hissi, değer kaybı, sürekli bununla meşgul olma gibi sıralanabilir... Büyükler kendilerini zayıflamaya adarken, genellikle çocuklarını daha çok yemeğe zorluyorlar. Yemek yemeye zorlanan çocukların bir kısmı şişmanlık sınırlarını aşarken, bir kısmı büyüklerini örnek alıp yeme bozukluğuna küçük yaşlarda yakalanıyor. Büyüklerle çocuklar ve büyüklerle varolma arasındaki ilişki, yemek üstünden sürüp gidiyor. Bu denklemi çözmek, kısır döngüyü kırmak gerek. Bunun yolu ise araştırmaktan, okumaktan, öğrenmekten geçiyor. Bir de çocuklarımızın sağlıklı olduğuna inanmaktan ve kendimizi sevmekten.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA