YAZARA MAİL GÖNDER Çocukların suçluluk duyguları büyür mü?

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Bazen var olan suçluluk duygusu o kadar büyür ki çocuk ne kadar büyürse büyüsün taşıyamayacağı kadar ağır olur. Ama olmayan bir duygu büyümez

Suç daha çok yasal bir kavram olarak anımsanır. Ama suçluluk duygusu, bambaşka bir kavramdır. Yasası, kuralı, cezası belli olmayan ve en önemlisi herkese eşit uygulanmayan bir durumdur.
Çocuklar büyürken onlara birçok somut kavramın yanı sıra doğru, yanlış, ahlaki gibi daha soyut kavramlar öğretilir. Suçluluk duygusu bunlardan biridir.
Yapılan şey yasalara göre suç, topluma göre yanlış olduğunda verilen cezaların dışında hissedilmesi gereken bir duygudan bahsederiz. Yasalar ya da toplum farkında olmasa da hissedilmesi gerektiği anlatılır. Bazen o kadar çok anlatılır ve benimsetilir ki ortada hiçbir yanlış olmasa da çocuk, suçluluk duygusunun ağırlığını içinde taşımaya başlar. Ama hakkında en çok endişe duyulan grup, hiç suçluluk duygusu olmayanlardır.
Yaptıkları yanlışlardan, başkalarının gördüğü zararlardan dolayı ceza alsalar bile suçluluk duymayan çocuklar... Onlara "Sorumsuz" denir, "Vicdansız" denir ama büyüdükçe düzeleceği düşüncesiyle teselli olunur.
Çocuklarla birlikte suçluluk duygusu da büyür mü? Bazen büyür, o denli büyür ki çocuk büyüse de taşıyamayacağı kadar ağır olur. Ama olmayan bir duygu büyüyemez. Büyüdükçe artması ve kazanılması için küçük yaştan, uygun ve zararsız oranda verilmesi gerekir.

TERBİYE ARACI DEĞİLDİR
Suçluluk duygusu bir terbiye aracı değildir. Anne babaların kendi isteklerini yaptırabilmek için kullandıkları suçluluk duygusu, çocuğun bu ağır duyguyla ezilmesine ya da bu duyguyu hiç önemsememesine yol açabilir. Çocuk yemek yemediği, ebeveyninin istediği gibi davranmadığı zaman ona söylenen "Senin yüzünden üzüntüden hasta oldum, tansiyonum çıktı, öleceğim" gibi sözler, suçluluk duygusu yaratır. Ama çocuğa yaptığı davranışın doğruluğunu, yanlışlığını, gerçek sonuçlarını, kendine ve çevreye verdiği zararı öğretmez.
Sevginin tehdit olarak kullanımıyla yaratılan suçluluk ise başka bir sorundur. "Beni sevmiyorsun, sevsen üzmezsin, sevsen yaparsın, sevsen yapmazsın" şeklindeki sözler, sizi de çocuğu da olayların gerçeğinden uzaklaştırıp, sadece her şeyi sevgiye bağlamayı öğretir. Oysa sevgi çok önemli olsa da uğruna yapılacak yanlışları doğruya çevirmez.
Basit gibi görünen bu sistem, büyüdüklerinde şikayet ettiğiniz, kızdığınız özelliklere dönebilir.
Her şeyin suçlusunun kendisi olduğunu sanarak, yaşamı kendilerine ve çevresindekilere zehir edenler böyle büyümüştür. Sevgiyi ölçüt kullanıp, yaşamlarındaki insanları sevgi ya da sevgisizlikle terbiye etmeye çalışan, hatta 'sevgi' nedeniyle döven, öldürenlerin bir kısmı, bu sözleri çocukken çok duymuştur. Her şeyin başkalarının suçu olduğunu, kendisinin masumluğunu savunan çocukları da birileri büyütüyor. Hiç sorumluluk duygusu verilmeden büyütülen çocuklar, erişkin olduklarında en basit 'sorumsuz', en ağır da 'vicdansız' olarak tanımlanan kişiler oluyor. "Yaptığından utanmalısın" sözü, çocuklara hayır, yapma, olmaz sözcüklerinin ulaştığı son nokta olarak gelir. İnsanın yanlışlarından dolayı utanması çok kötü olmasa da yanlış yapmamayı, yaptığı yanlışı düzeltmeyi, düzeltemediğinde sorumluluğunu almayı öğrenmiş olması daha önemlidir. Yoksa "Yaptıysam yaptım", "Ben yanlış yapmam" ile "Yaparsam yanlış olur", "Yapacağım her şey kötü ve ben suçluyum" arasında sıkışıp kalır.
Ebeveyn olarak suçluluk duygusu altında ezilmemek, toplumun bir bireyi olarak vicdansızlıktan yakınmamak için çocuklara suçu, sorumluluğu ve sonuçlarını nasıl öğrettiğimize bakmak gerekir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.