YAZARA MAİL GÖNDER Kadın kıskançlığı zirvesi

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

En çok hangi kadını kıskanırsınız? Bacaklarının güzelliğiyle nam salanı mı? En çok ayakkabı-çantası olanı mı? İşte ha bire zam ve terfi alanı mı? Yoksa Okyanusya'daki Carstensz zirvesine tırmanan ilk Türk olanı mı? Yüksek irtifa dağcısı Gülnur Tumbat'ı gıptayla tanıyalım...

Kadın kadının kurdudur klişesine çok yüz vermesek de inkâr edemeyiz: Kadın kadını kıskanır.
Olur öyle. Normaldir.
Peki nasıl kadınlar kıskanılır en çok?
Güzeller mi, becerikliler mi, sevilenler mi, başarılılar mı? Zeki ve güçlüler mi?
Aptalı ve zayıfı üstün performansla oynayanlar mı?
Kimi güzeli kıskanır. Sütun bacaklarıyla nam salanı, en zayıf ve fit duranı, müdahaleliyse de çaktırmayanı, biraz Angelina Jolie biraz su gibi olanı, gözleri derin ve manalı bakanı...
Kimi bilgili, birikimli, donanımlı olanı... Konuştukça güzelleşeni. Anlattıkça yeni kapılar, pencereler, dünyalar açıp zenginleştireni...
Kimi zeki olanı... Sorduğu soruyla, verdiği cevapla, yaptığı espriyle bunu belli edeni... Belki de akıllı olanı:
Tam zamanında en doğru yerde olup kazananı... Belki de çalışkanı, sebat göstereni, azimliyi...
Becerikliyi... Her yere yetişebilen, her şeye yetebilen, 40 karpuzu kucağına sığdırabilen, enerjisi hiç tükenmeyeni...
Yetenekliyi... Yazanı, çizeni, boyayanı, çalanı, söyleyeni... İyi yüzeni, havalı atlayanı, iyi yemek yapanı, dillere destan sofra kuranı...
Sıkı kariyer yapmış olanı... Ekonomik özgürlük eşiğini çoktan aşmış, basbayağı iyi para kazananı...
Yüreğinin götürdüğü yere gideni...
Cesuru. Kim ne dermiş takmayanı. Âşık olunanı... Erkeklerin ilk bakışta tutulduklarını... En yakışıklı, en varlıklı, en havalı adamı tavlayanı...
Kimi 'kadın gibi' olanı kıskanır... Zarif, nazik, kırılganı... Manikürlü, cilveli, eleganı...
Kimi 'erkek gibi'yi... Lastik değiştirebileni, harita okuyabileni... Erkeklerin gibi görünen dünyalarda, onlarla baş edebilen, onları alt edebileni...

O KADINSA, BİZ NEYİZ?

Kıskançlık uyandıran bazı kadınlarıysa hiçbir gruba sokamazsınız. İşte size kategori dışı bir kadın: Gülnur Tumbat.
Geçen ay, yola koyulduğuna dair ilk haberi okuduğumda 'Yok artık' demiştim.
Nasıl yani, böyle kadınlar da mı var? O kadınsa, biz neyiz?
Bali'ye uğurlanmıştı, oradan Papua Yeni Gine'ye geçerek tırmanışa başlayacaktı.
Okyanusya kıtasındaki Carstensz zirvesiydi söz konusu olan. Tamamladığında, bu zirveyi tırmanan ilk ve tek Türk olarak tarihe geçecekti.
Bu işin yabancısı değildi zaten hiç.
Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika ve Avrupa'nın en yüksek noktalarını görmüştü. Aconcagua'yı (Güney Amerika) ve Mckinley'i (Kuzey Amerika) tırmanan ilk ve tek Türk kadındı (Aslında biz de onun yabancısı değildik; geçen yıl Everest'te 16 kişinin hayatını kaybettiği korkunç çığ felaketinden kurtulmuştu, hatırlayanlar çıkacaktır mutlaka).
Amacı, dünyanın sekiz zirvesine tırmanan ilk ve tek Türk olmaktı. Ki Nasuh Mahruki'yi de geçmek demekti bu.
Mahruki, bu macera sekiz değil yedide biterken, Avustralya tek başına bir kıta ve en tepe noktası Kosciusko da yedinci zirve sayılırken bitirmişti tırmanışlarını. 'Yedi Zirveler'i 'halleden' ilk Türk oydu ama sonradan sekizinci kabul edilen Carstensz'i tırmanmamıştı yani.
Sonra Avustralya'nın aslında bir kıta olmadığı tartışmaları baş gösterdi.
Avustralya, Endonezya, Yeni Gine ve etraflarındaki adalardan oluşan Okyanusya kıtası diye geçen bölgenin en tepe noktası olan Carstensz dağı da listeye katıldı.
Sekiz zirveyi de görmüş kadın dünyada çok azdı ve de Gülnur Tumbat dört zirveyi tamamlayıp yolu yarılamıştı, sıra beşincideydi. Vay be!

HEM DE AKA DEMİSYEN
Şimdi geliyoruz en can alıcı noktaya:
17 yaşından beri dağcılık sporuyla ilgilenen yüksek irtifa dağcısı Gülnur Tumbat, bir de üstüne akademisyendi!
ODTÜ'de Çevre Mühendisliği okumuş, üstüne Bilkent'te İşletme mastırı yapmış, sonra ABD'ye gitmişti. Doktorasını tamamladıktan sonra hocalığa başlamıştı.
San Francisco State Üniversitesi İşletme Fakültesi Pazarlama bölümünde doçent doktordu. Bahçeşehir Üniversitesi'nde de ders veriyordu. Ayrıca Philips gibi bazı uluslararası şirketlere danışmanlık vermişliği de vardı.
Risk kültürü, risk yönetimi, risk tüketimi, uzmanlık alanlarıydı. Evet, riski sevdiği kesindi!
Hem bu kadar hayati kararlar gerektiren yüksek adrenalinli bir sporda hem de akademik âlemde Türkiye'yi harikulade biçimde temsil eden bir dünya insanıydı.
Evet, böyle süper kadınlar da vardı işte bu hayatta. Biz neydik? Hiçtik.
Battal boy çöp torbasını kafamıza geçirip boynumuzdan bağlayabilirdik. O derece çöptük!

İKİ HAFTAL IK SERÜVEN
Gülnur Tumbat'ın serüveni iki hafta sürdü ve mutlu son! Yağmur Ormanları'nın içinden, modern dünyayla neredeyse hiç iletişimi olmayan kabilelerin arasından, geçen cumartesi yurda döndü.
Carstensz tırmanışını tamamlayan ilk ve tek Türk diye adını tarihe yazdırmış, beşibiryerdeleri hak etmiş olarak!
Bu defa limonatasını bol buzla, içine biraz taze zencefil ve vahşi nane yapraklarıyla, hatta belki biraz çilek/böğürtlen/ karpuz takviyesiyle de renklendirerek içebilir! Ne alakası var limonatayla derseniz, çok alakası var hem de: Tumbat'ın bu müthiş projedeki eşlikçisi Lita Limonata. Beraber çıkmışlar yola, kalan zirveleri de beraber aşacaklar ve bu tip destekler çok önemli biliyorsunuz.
Gülnur Tumbat, işte böyle kıskançlık uyandıracak bir kadın. Hayranlıkla beraber hararetli bir gıpta diyelim ya da. Çok tebrik edelim, sekizlemesini heyecanla bekleyelim. Kolay gelsin, yolu açık olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.