YAZARA MAİL GÖNDER Birbirinden güzel oyunlar

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Üst üste birkaç güzel oyun gördüm. Ve hemen duyurmak istiyorum.

KÜÇÜK ADAM, NE OLDU SANA?
Sadri Alışık Tiyatrosu, Hans Fallada'nın tanınmış oyunu Küçük Adam, Ne Oldu Sana?'yı oynuyor. Hitler faşizminin yükseliş dönemini bir 'küçük adam'ın gaflet, bencillik ve umursamazlığıyla simgeleyerek anlatan oyunu 1970'lerde izlemiş ve çok sevmiştik. Doğrusu oyun eskimiş duruyor. Belki eskiyen biraz da Brecht'çi ya da epik denen tiyatro anlayışı. Dram yok, karakter yok, sessizliklerden yararlanma yok. Onların yerine bol hareket, hayli slogan üretme, takım oyunculuğu var.
Ama ne gam... Sahnede öylesine bir neşe, bir coşku, bir uyum egemen ki... Tam 16 kişilik bir kadro harikalar yaratıyor ve kabarenin en parlak günlerini bize yaşatıyor. Songül Öden-Deniz Celiloğlu ikilisi başı çekiyor. Başta deneyimli Gülsen Tuncer dostumun değişik yüzleri olmak üzere hepsi, herkes çok başarılı. Vaktiyle Yılmaz Onay'ın uyarladığı oyunu Barış Erdenk yönetmiş. Müzik, Cavanşir Güliyev; dekor, Aytuğ Dereli; koreografi, Sibel Erdenk imzalarını taşıyor. Bu enerji küpü oyun hafta sonları Profilo'da. (0-212-217 70 97).

NAK ŞİDİL SULTAN 'IN ÖYKÜSÜ
Sevgili Dilek Türker'in Tiyatro Ayna'sı merhume Nezihe Araz'ın Nakşidil Sultan'ını sunuyor. Bir başka ve çok kişilikli hanım sultanın öyküsü... Napolyon'un eşi Josephine'in Osmanlı sarayına gelmiş yakın akrabası, burada yenilik peşindeki Mevlevi padişah 3. Selim'in eşi ve büyük aşkı oluyor. Ve üvey oğlu Mahmut'u Batılı tarzda eğitiyor. 3. Selim'in kellesi, yaklaşan Nizamı Cedid'den ürken yeniçeriler tarafından alınınca, Nakşidil kendisini tümüyle padişah 2. Mahmut'a vakfediyor. Ama asıl başarılarını göremeden ölüyor. Mahmut Gökgöz'ün yönettiği oyun, yine epik tarzda oynanıyor. Yani birçok olay ya ağızdan dinleniyor ya da simgesel olarak canlandırılıyor. Ama bu Dilek Türker'in ünlü Fransız deyimiyle tam bir 'tragedienne- trajedi oyuncusu' olmasını engellemiyor. Dilek Hanım'da öylesine bir yüzünü kullanma sanatı, öylesine bir 'presence' (sahne hakimiyeti), öylesine bir de ses var ki... Bir Batı ülkesinde çoktan bir Diva olurdu. Osman Şengezer'in dekor-kostümü, Okay Temiz'in müziği, Yeşim Alıç'ın koreografisi... Ve yine deneyimli Tiraje Başaran'ın yanısıra, Dilek Hanım'ın bizzat emek vererek yetiştirdiği ve oyunun sonunda en duygusal biçimde bize sunduğu dokuz genç kız, dokuz müstakbel oyuncu. Daha ne istenir? (Bilgi için: 0533 322 59 09 - info@ nurgulyeziz.com )

KUÇU KUÇU
AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu'nun Kuçu Kuçu oyununu yeni açılan Trump Towers tiyatrosunda izledim. Binayı sevip sevmemek bir yana, böyle dev bir yapıyı tam tanımadan, birkaç sözle eleştirmek istemem, salon harikaydı. Ve hoşgeldin denmeyi hak ediyordu.
Birbirinden iddialı projeler sunan kurumun bu oyunu, o akşam aramızda olan Fransız yazar Fabrice Roger-Lacan'ın bir eseri. İki kadının başbaşalığına dayanan bir deneme bu. Bir şirket patronunun ve emrindeki bir çalışanın eşleri, sözüm ona kocalarının da katılacağı bir toplantı için ilk kez biraraya geliyor. Erkekler görünmüyor, kadınların vaktiyle arkadaş oldukları ortaya çıkıyor. Ve psikolojikten ekonomiğe, sınıfsaldan cinsele uzanan bir büyük çatışma başlıyor.
Çağdaş, zekice, vurucu bir metin. Kadın sorunlarının ustaca deşilmesi. Ve görkemli bir oyunculuk gösterisi. Kerem Ayan'ın başarıyla çevirip sahnelediği oyunda, Gamze Kuş'un dekor-kostümleri içinde, Özgü Namal ve Selen Uçer'i izlemek başlıbaşına bir keyif. Mutluluk'un unutulmaz oyuncusu ve yakın zamanın Can filminin ödül avcısı baş kadını, hiç bilmediğimiz sahne hakimiyetini de gösteriyor ve 80 dakika boyunca bizi büyülüyor. Kaçmamalı. (www.aysaorg.com )

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.