Türkiye'nin en iyi haber sitesi
İLKER GEZİCİ

10 günde Diana olmamı kimse beklemiyordu

Kalplerin Kraliçesi müzikalinde Prenses Diana’yı canlandıran Türk mezzo soprano Lori Şen; “Bu role seçilmem enteresan şekilde gerçekleşti. Hazırlıklar için sadece 10 gün vardı. Kitap okuyarak ve belgeseller izleyerek hazırlandım. Tüm şarkıları, replikleri öğrendim. Onun gibi duygusal ama kuvvetli bir Diana olmaya çalıştım” diyor

Prenses Diana 1997 yılındaki trajik ölümüne rağmen duruşuyla, misyonuyla halen hafızalardaki yerini korumayı başarıyor.
Kraliyet ailesinin belki de en aykırı kadını yakıştırması yapılan Prenses Diana'nın film gibi hayatının sinema ve tiyatro dünyasına ilham olması kaçınılmazdı. Nitekim Diana ile ilgili gerek beyazperdede gerek dijital platformlarda birçok yapım seyirciyle buluştu. Galler prensesinin hayat öyküsü tiyatro sahnelerine de müzikal olarak uyarlandı. Kalplerin Kraliçesi adlı müzikal Amerika'dan sonra ülkemizde de bu akşam ve yarın seyirciyle buluşuyor. Müzikali önemli kılan ise Lady Diana'yı bir Türk sanatçının canlandırıyor olması. Türk mezzo soprano Lori Şen, bu önemli projede prenses Diana'yı oynayan ilk Türk olarak tarihe geçmenin mutluluğunu yaşıyor. 1983 İzmir doğumlu sanatçı, ODTÜ Fizik Bölümü'nde dahil olduğu The Company Musicals öğrenci topluluğu sayesinde müzikle profesyonel olarak tanışmış. Müziğe olan ilgisi ağır basınca da Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'nde eğitim almış. Ondan sonra Amerika'da akademisyenliğe kadar ilerleyen bir kariyer yolculuğu içinde bulmuş kendini. Ses bilimi ve vokal pedagojisi üzerine master yapan Şen, sahne performanslarına da devam etmiş. Şen, Kalplerin Kraliçesi müzikaliyle kariyerinin en büyük sınavlarından birini vermeye hazır. Yolunun müzikalle nasıl kesiştiğini, Lady Diana'yı canlandırmanın nasıl bir his olduğunu ve Diana ile ilgili düşüncelerini Şen'in kendisinden öğrenelim...



- Lori Hanım öncelikle müzikale
dahil olma sürecinizi anlatabilir misiniz?
- Bu role seçilmem oldukça enteresan ve beklenmedik şekilde gerçekleşti. Başarılı müzisyenler ile sohbetlerimde hep bana "Doğru zamanda doğru yerde olmak, fakat o an geldiğinde de önüne gelen şansı değerlendirebilecek şekilde kendini yetiştirmiş olmak ve donanımlı olmak çok önemli" derlerdi. Maryland Lyric Opera'nin 2019 senesindeki Cavalleria Rusticana temsilinin provalarında Angela Knight ile tanıştım. Angela Knight, yaklaşık 20 yıldır Washington National Opera'nın temsillerinde yer alan, uluslararası kariyeri olan bir soprano. Prenses Diana müzikalinin de yaratıcısı. "Bütün rolleri verdik, fakat hâlâ Lady Diana'yi arıyoruz.
Seni bir dinlemek istiyorum" dedi.
Daha sonra rolü bana verdiklerini belirttiler ve kontratı imzaladık. 25 Eylül'de de müzikalin dünya prömiyerini Amerika'da gerçekleştirebildik.

İSYANKAR VE ÇOK KUVVETLİ

- Bir yerde projeye 10 günde hazırlandığınızı
okudum. Böylesine iddialı bir role 10 günde hazırlanmayı nasıl başardınız?
- Müzikalin bestecisi ile ilk görüşmemizde "10 gün sonra bütün kast ile bir araya gelip müzikali bastan sona küçük bir seyirci kitlesine sergileyeceğiz. Tepki ölçmek istiyoruz. 10 günde bu rolü öğrenebilir misin?" demişti. Bu kadar yıl içinde bu kariyer ile ilgili öğrendim ki önünüze gelen bütün performans fırsatlarına, ne kadar zor veya imkânsız görünmesine bakmaksızın "Evet! Tabii ki yaparım!" diyeceksiniz, ondan sonra da yemeyip, içmeyip, uyumayıp hazırlanacaksınız ve yetiştireceksiniz. 10 gün içinde bütün şarkıları ve replikleri öğrendim, fakat bu ilk küçük performans için ezber yapmamız veya tamamen role girmemiz beklenmiyordu. Bu durum tabii ki işimi çok kolaylaştırdı.




- Lady Diana'yı oynamak nasıl bir
his? Hissettiğiniz yükü tarif eder misiniz?
- Tarifi çok zor bir his. Lady Diana herkesin tanıdığı, hâlâ da sevgi ve saygıyla andığı bir kişi. Dolayısıyla bu rolü canlandırmak hem oldukça heyecan verici hem de biraz stresli bir şey. Onun gibi bir özel karakteri en iyi şekilde canlandırmak ve ifade etmek istiyor insan ister istemez.
- Nasıl bir Diana oldunuz sizce?
- Kitaplar okuyarak ve belgeseller izleyerek öncelikle onu elimden geldiğince iyi ve doğru şekilde tanımaya çalıştım.
Diana'nın isyankar ve sanıldığının tersine kuvvetli olan kişiliği ilgimi çekti.
Zaten yapımcılar bu nedenle onu canlandıracak kişinin daha kalın sesli bir şarkıcı olmasını düşünmüşler. Ben de onun duygusal ve sevgi dolu, hem de kuvvetli ve yüzleşmekten çekinmeyen yönlerini gösteren bir Diana olmaya çalışıyorum.




DURUŞUNDAN HİÇ ÖDÜN VERMEDİ

- Proje aşamasında veya öncesinde Lady Diana'nın hayatını okurken, çalışırken sizi en etkileyen şaşırtan şeyler neler oldu?
- Lady Diana vefat ettiğinde 14 yaşındaydım.
Bu nedenle aklımdaki Diana, küçük bir kızın bakış açısıyla, çok da gerçekçi olmayan bir prensesti. Dışarıdan her şey çok farklı görünür ya... Ben de o zamanki kısıtlı tecrübemle Diana'yı masallardaki gibi büyülü bir yaşantısı olan bir prenses sanıyordum. Onu araştırdığım zaman tabii ki durumun çok farklı olduğunu gördüm. Eşi Charles ile problemleri, yeme bozuklukları, Kraliyet ailesinde altın bir kafes içinde anlamlı bulduğu şeylerin peşinde koşmaya çalışması, Kraliyet'in tüm engellemelerine rağmen tutku ve sevgi ile dünyada olumlu bir fark yaratma çabası. İnsan ister istemez bunlardan etkileniyor ve ilham alıyor. Onu çalıştıkça, ona olan saygım daha da arttı.
- Zorlu bir hayatı olduğunu düşünüyor musunuz? Onun duruşunu nasıl yorumluyorsunuz?
- Evet, zorlu bir hayatı olduğuna şüphe yok. Çoğu insan onu elit bir aileye doğduğu için ve varlık içinde büyüdüğü için, hele de bir İngiliz prensi ile evlendiği için çok şanslı görebilir. Ama unutmamak gerekir ki mutluluk ve huzur göreceli bir şey. Benim görüşümde Lady Diana için anlamlı olan maddi şeyler veya unvan veya sosyal statü değildi. Bu nedenle de içinde bulunduğu şartlar nedeniyle kendisini sıkışmış, aynı zamanda da çok ama çok yalnız hissetmiş olduğunu düşünüyorum. Onun pozisyonundaki çoğu insan onun kadar kuvvetli ve inatçı olabilir miydi, emin değilim. İçine doğduğu hayatı o seçmedi, ama duruşunu kesinlikle o seçti.
Ödün de vermedi.

ÇOCUKLUK HAYALİM

- Karşılaşma imkanınız olsaydı ona ne söylerdiniz?
- Onunla karşılaşma imkanım olsa sanırım ona sadece sıkı sıkı sarılmak isterdim.
- Sizce onu bugün bile hâlâ hafızalarda canlı tutan şey nedir?
- Özgün bir kişiliği olması ve gerçek kişiliğiyle insanların karşına çıkması. Tabii çok güzel, alımlı ve zevkli bir kadın olmasını da es geçmemek lazım. Unvanına ve Kraliyet'teki yerine rağmen doğal olması, insan ayırmaması, sevgi ve tutkusunun gözle görülür olması, yaptıklarını aşkla yapması ile bütün dünyanın sevgi ve saygısını kazandı. Şöyle bir düşündüğünüzde hem bu özelliklere sahip, hem de pozisyonunu dünyada olumlu bir fark yaratmak için kullanmış kaç kişi aklınıza geliyor?
- Böyle büyük bir müzikalde iddialı bir karakteri canlandırma hayaliniz var mıydı? Bundan sonraki hayaliniz nedir?
- Müzikallerde söyleme hayalim küçüklüğümden beri hep vardı, O küçük Lori'nin hayalini bir şekilde gerçekleştirebilmiş olmak benim için büyük mutluluk. Bundan sonra da işimi en iyi şekilde yapmaya devam etmek dileğim. İddialı bir Türk karakteri Amerika'da canlandırmak bir sonraki hayalim olabilir mesela. Neden olmasın?

TÜRKİYE'NİN ZENGİNLİĞİ, SANATÇILAR İÇİN AVANTAJ

- Sizin için "Leyla Gencer'in ardından yurtdışında alanında isminden en çok söz ettirmeye aday mezzo sopranolardan biri" deniyor. Bu tanım sizde nasıl bir his uyandırıyor?
- Öyle mi tanımlamışlar? Ne kadar gurur verici! Açıkçası şaşırdım, çünkü yurtdışında kariyerine devam eden ve benden çok daha başarılı olduğunu düşündüğüm o kadar çok Türk müzisyen var ki. Kim yazdıysa veya söylediyse, bu güzel sözleri için kendisine çok teşekkür ederim.
- Türk sanatçıların yurtdışındaki kabulü veya performanslarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?
- Yurtdışındaki müzisyenler Türkiye'dekilerden daha yetenekli değil. Türk müzisyenler rahatlıkla başka ülkenin müzisyenleri ile aşık atabilir. Yeter ki gerekli destek verilsin. Türk müzisyenlerin sahip olduğu çok önemli bir avantaj var. Türkiye'nin zengin tarihi, kültürü ve dünyanın az yerinde görülen kültürel çeşitliliği ister istemez kişinin sanatına yansıyor. Böyle bir zenginliğe sahip kaç ülke var?
Bunu, sanatını icra ederken ifadesinde kullanan müzisyenlere, dünyanın neresinde olurlarsa olsun, özgünlükleriyle fark yaratıyorlar. Yurtdışında çalışmaları ve sanatıyla saygı kazanmış çok değerli Türk müzisyenlerimiz var. Hepimiz dışarıda ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek istiyoruz ve bunu başardığımızı düşünüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA