YAZARA MAİL GÖNDER Cizre denemesi Kürt milliyetçiliğinin krizini büyütecek

YAZARLAR

PKK, Cizre'de "iç savaş" psikolojisi ile "özyönetim" kurma denemesi içinde... İlçede hâkimiyeti elde tutamayacağını bilse de direniyor. Zira başarısız olunsa bile, temel amaç Kobani efsanesini Türkiye içinde Cizre örnekleriyle üretmek. Böylece, gençlerin "milliyetçi" mücadelesine "destanlar ve semboller" eklemek.
PKK'nın "özgüvenine" dayanarak başlattığı şiddeti "mağduriyet" hikâyeleri ile bezemek. Yine, bölge halkı ile devletin güvenlik güçlerini karşı karşıya getirerek dünyaya "iç savaş" görüntüleri vermek. Devlet ise PKK'nın KCK ve YDG-H'lileri silahlandırarak "özerklik" ilan ettiği 3 kent ve 13 ilçede kamu güvenliğini tesis etmeye çalışıyor. Buna müsaade edilmeyeceğini ve bu tür "özyönetim" ilan edilen yerlerde polisin operasyonlarının devam edeceğini Başbakan Davutoğlu net şekilde ortaya koydu: "Burası Suriye değil, öyle kafasına göre herkes kanton falan ilan edemez."

***

PKK'nın şiddeti artırması ve Cizre türü denemeleri vatandaşın zihnine "Kürtler ne istiyor?" sorusunu getiriyor. Hatta bu soru, öfke ve bıkkınlıkla karışık "ne istiyorlarsa verelim defolup gitsinler" tepkisine yol açıyor. Halbuki soru doğru sorulmuş bir soru değil. Aslında iki sorumuz var. Birisi, "Kürtler ne istiyor?"; diğeri ise "Kürt milliyetçileri ne istiyor?"
PKK'lılar bu soruların aynı olduğunu öne sürer. Halbuki bu iki soru ayrı ayrı sorulmadıkça Türkiye, Kürtlerini entegre edemeyecek. Çok konuşuldu, yazıldı Kürtlerin talepleri. Eşit vatandaşlık, Kürtçe eğitim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi diye formüle edildi.
Bu taleplerin büyük kısmı da AK Parti iktidarı döneminde karşılandı. Ancak asıl konu Kürt milliyetçilerinin geleceğinin ne olacağı ve ne istediği. Bütün şiddet ve anlaşmazlık da buradan çıkıyor. 2013'te yerel yönetimlerin güçlendirilmesine razı görünen PKK- HDP çizgisi son iki yılda büyük bir "özgüven" kazandı.
ABD'nin önlerini açması ile PYD üzerinden Kuzey Suriye'de kantonlar elde etmesi, Almanya başta olmak üzere Avrupa'da gördüğü hüsn-ü kabul ve İran'ın bölgesel emellerine paralel kurduğu yeni ilişki bu özgüvenin temellerini oluşturuyor. AK Parti karşıtlığının sağladığı iç "imkânı" da eklemeliyim.
***

Bugün terörle mücadelenin yoğunluğu içinde görünmese de Çözüm sürecinin yaşanmış olmasının çok önemli bir faydası olduğu kanaatindeyim. 1990'lar boyunca Kürt sorunu gündeme gelince hep söylenen şey denendi; "barışa ve siyasi çözüme" şans verildi.
Bu şansın niye heba edildiğini daha uzun süre konuşacağız. Ve faturanın büyük kısmı, orta ve uzun vadede, Kürt milliyetçilerine çıkarılacak. Dahası, Kürtler ile Kürt milliyetçilerinin taleplerinin ne kadar farklı olduğunun daha net anlaşılacağı günlere gidiyoruz.
Mevcut şiddet hafiflediğinde PKK-HDP çizgisi gittikçe "gerçekten" ne istediği yönünde bizzat Kürtler arasında sorgulanmaya başlayacak. İsyan ve protesto çağrılarının Kürtler arasında destek bulmaması da bunun ön işareti.
PKK'nın bölge insanına uyguladığı "merhametsiz" hâkimiyetten duyulan rahatsızlık devletin demokratik şekilde varlığını/ gücünü hissettirme talebine dönüşüyor. Bu itibarla PKK'nın bölgedeki "özyönetim" denemeleri "gerçek amacına" yönelik sorgulamayı büyütecek. "Statü" ve "demokratik özerklik" isteğinin PKK'nın kendi hâkimiyetini kabul etmeyen Kürtleri bile tasfiye anlamına geldiği görülecek. PKK'nın "Kürdistan" tahayyülünün Kürtlerin Türkiye'yi kaybetmesi anlamına geleceği daha iyi anlaşılacak. Zira Türkiye eli ile Kürdistan'ı kurma isteği Kürt milliyetçilerinin onulmaz krizinin göstergesi. Her geçen gün daha netleşecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.