YAZARA MAİL GÖNDER HDP için yol ayrımı

YAZARLAR

TRT ŞEŞ'in açıldığı gece gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Özellikle Van Milletvekili Gülşen Orhan "Dotmam" türküsünü okuduğunda benimle birlikte milyonlarca insanın da duygusallaştığını biliyordum. Ne kadar çok acı yaşanmıştı bir Kürtçe türkünün televizyonda okunabilmesi bile inanılmaz geliyordu.
Ahmet Kaya'nın "Kürtçe şarkı söylemek istediği için" sürgünde ölüme mahkûm edilmesi geldi aklıma. Sonra bir Kürt arkadaşımın Şivan'ın kasetini verirken bana "Aman ha! Gizli gizli dinle" demesi geldi.
Velhasıl sırat köprüsünden geçer gibi ilmek ilmek örülüp gelindi bugünlere. En son geldiğimiz nokta ile sadece 10 yıl öncesini kıyaslayan insaf sahibi herkes hakkı teslim eder.
Kürtçe yer adlarının geri verilmesi, Kürtçe propaganda, Kürtçe eğitim, Kürtçe isimlerin serbestçe konulması, faili meçhullerin, işkencenin, inkâr ve asimilasyon politikalarının bitmesi, Kürtçe eğitim verebilen özel okulların istenildiği takdirde açılabilmesi v.s. Son 30 yılda iktidarların akıllarına bile getirmediği açılımlara AK Parti imza attı.
***
Şiddetin durması bölge halkının en büyük arzusuydu. Yıllarca hem eski ceberut devlet hem de PKK'nın şiddetine maruz kalan halk huzurun tadına varmıştı artık.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Estonya dönüşü uçakta Kobani, Musul, IŞİD ve Kobani bahaneli eylemler de dahil sınırlarımızdaki gelişmelerin büyük bir "oyun" olduğunu vurguladı. Erdoğan özellikle uluslar arası bir kurguya dikkat çekerek oyunu kurgulayanların bölgedeki aktörlerden bağımsız bir "üst akıl" olduğuna vurgu yapmıştı.
Ve işte tam da her şey iyiye giderken bu "Üst akıl" devreye girip bütün bunları tersine çevirdi. Birileri, kendine Çözüm Sürecini baltalama görevi verilmiş gibi her şeye saldırmaya başladı.
***
Demirtaş ise Kobani olaylarının hemen akabinde yaptığı basın toplantısında şiddetin ve ölümlerin olacağını hesaba katamadıklarını ve bundan üzüntü duyduklarını açıklamıştı. Açıkçası Demirtaş gibi siyaseti ve bölgeyi iyi bilen birinin bu açıklaması çok da tatmin edici değildi.
Cumhurbaşkanlığı seçimine giren Demirtaş'ın kimlik siyaseti dilini bırakıp daha kuşatıcı argümanlarla yola çıktığında oylarının arttığını gördük. İnsanlar değişime, yeniliğe, yeni bir dile, Türkiyelileşmeye "evet" demişti.
O HDP ve Demirtaş'ın dili gitti yerine "sokağa çıkın" çağrıları yapılan bir dil geldi. Kobani bahaneli provokasyonda "Sokağa çıkın" açıklamasıyla toplumdan, özellikle de kendi tabanından büyük tepki alan HDP, 42 kişinin ölümünden ders almamış gibi bu defa da 1 Kasım için "Sokağa çıkın" çağrısında bulundu.
Çağrıda "Direnişin başından beri Kobane'ye desteğini sunan halklarımızı, 1 Kasım'da bir kez daha sokağa çıkarak küresel eyleme güç vermeye çağırıyoruz" dendi. Bu aynı zamanda şiddete de çağrıdır. Bunun böyle olacağını Kobani Provokasyonunda gördük.
Fakat aynı HDP, dün Bingöl ve Yüksekova saldırılarını andıran Diyarbakır'daki astsubaya yapılan saldırıyı ise kınadığını açıkladı.
Pervin Buldan bir televizyon kanalında "Çözüm süreci beklemeye geçti. Diyalog kanallarının bir an önce açılması gerekiyor" dedi. Buldan, HDP'nin haftaya diyalog kanallarının açılması çağrısı yapacaklarını da sözlerine ekledi.
Bunları alt alta koyduğumuzda bırakın "İmralı-Kandil" ayrışmazlığını, HDP içinde bile farklı kanatların olaylara farklı yaklaştığı görülüyor.
Aynı partiden birileri Çözüm Süreci'ni bitirmeye hevesli iken bir başka partili, sürece sahip çıkacaklarını açıklayabiliyor.
***
HDP ve İmralı "Çözüm Sürecinin yavaş işlediğinden şikâyetçi. Son yaşanan olaylarda "İmralı ve HDP kendi gücünü görmek istiyor" gibi açıklamalar da çok inandırıcı değil doğrusu. Toplumu da tatmin etmiyor bu yorumlar zaten.
Burada herkesin aklına Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bahsettiği "Üst akıl mı devrede?" sorusu geliyor.
Çünkü Çözüm Süreci başladığından bu yana hem İmralı'nın hem de BDP'nin özellikle şiddetten kaçınılması gerektiği yönünde açıklamaları vardı.
Şimdi de ne oldu da "sokağa çıkın" çağrıları yapılıyor. O "Üst akıl" kimi, nasıl yönlendiriyor bilmiyoruz.
Hükümet'in yavaşlığından şikayet edilirken son dönemde sürecin yasal zeminiyle ilgili en ciddi adımların atıldığı görmezden geliniyor.
HDP işte tam da burada karar vermek zorunda. O "üst akıl"ın istediği şiddet sarmalına mı sahip çıkacak yoksa "Barış" a mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.