Türkiye'nin en iyi haber sitesi
TULU GÜMÜŞTEKİN

AB ülkelerinde nöbet değişimi yaklaşıyor mu?

Federal Almanya, Fransa ile birlikte Avrupa Birliği'nin ekonomik ve siyasi yönlendirici güçleri olarak görünür. Bu kısmen doğru bir saptamadır. Ekonomik anlamda Almanya diğer ülkelerle karşılaştırılamayacak bir yapıya ve güce sahiptir. Fransa ile birlikte karar aldıklarında, bunun bire bir uygulanması söz konusu olmasa da, bu karara karşı AB'nin diğer ülkelerinin tamamen zıt bir tavır oluşturması pek kolay değildir.
Almanya ile Fransa'nın son dönemlerde, Türkiye'nin müzakerelerini öldürmeden sabote etmek konusu haricinde çok uyumlu bir ortaklık sergiledikleri söylenemez.
Nicolas Sarkozy ile Angela Merkel'in karakter uyuşmazlıkları bu uyumsuzlukta önemli bir rol oynamaktadır. Ancak temel sorun, her iki ülkede de, çok sağlam olmayan, gelecek için ciddi vizyonu bulunmayan yönetimlerin iktidarda olmasıdır.

Almanya'da siyasi gelişmeler

Almanya, birleşmenin yarattığı düşük ekonomik büyüme ve sosyal gerginlikleri aşabildi, ancak bu yaklaşık yirmi yıla yayılan bir süreç oldu. Bu süreci iki önemli ve muktedir şansölye yönettiler: Helmuth Kohl ve Gerhard Schröder. Her iki şansölye de, siyasi yelpazenin karşıt taraflarında yer alan fakat sağlam ve seçmen tabanı geniş koalisyonlara sahip oldular. Schröder'den sonra Sosyal-Demokratların ciddi oy kaybına uğraması, ancak Hıristiyan Demokratların da bu boşluğu dolduramaması, Alman siyasetinde bir "geçiş dönemi" yaşanmasına neden oldu.
Her geçiş dönemi adayı gibi geçici bir Başbakan olacağı zannedilen Angela Merkel, koltuğunu iki seçim dönemi koruyabildi. Bunlardan ilk seçim dönemi "büyük koalisyon" denilen, iki büyük partinin milli mutabakat hükümeti şeklinde geçti, dolayısıyla son derece nötr politikalar uygulandı, ancak bu koalisyondan CDU / CSU ve başkanı Merkel daha az yıpranarak çıktılar. Merkel, ikinci döneme, koalisyon yapmaya alışık olduğu merkez sağ Hür Demokrat Parti ile (FDP) başladı.
FDP, büyük bir atılım yaparak yüzde beş ila yedi arasında dolaşan geleneksel oyunu tarihte ilk kez yüzde on dörtler düzeyine çıkarmıştı.
Guido Westerwelle dışişleri bakanlığına geldi ve Kohl dönemini andıran, uzun sürecek ve istikrarlı bir iktidar dönemi başladığı kanısı oluştu.
Bunun tam tersi gerçekleşti. Almanya, Hıristiyan demokratların yerel seçimleri birbiri ardına kaybettiği, FDP'nin yüzde beş barajını geçmesinin çok zor olacağı, kaptanı olmayan bir gemiye dönüşüverdi. Muhalefette Sosyal Demokrat Parti kendini tam toparlayamasa bile, inanılmaz bir atak yapıp yüzde yirmilere uzanan bir kamuoyu desteğine sahip Yeşiller partisiyle birlikte, bugün yapılacak bir seçimi çok rahat kazanacak gibi görünüyor. Yeşiller Partisi'nin başında ise, eşbaşkan olarak Cem Özdemir ve Türkiye'yi muhtemelen en yakından tanıyan Avrupalı siyasetçi Claudia Roth bulunuyorlar. Almanya'da 2013'e kadar neler değişir bilinmez, ama görünen çok kapsamlı bir iktidar değişikliğine doğru adım adım gidildiği...

Fransa'da siyasi istikrarsızlık

Fransa'da durum daha vahim... Tutucu Fransız toplumu, daima son dakikaya kadar reformlardan kaçarak eski düzeni devam ettirmek yanlısı olduğu için, Fransa'da değişiklikler genellikle ihtilal ya da ayaklanmalar aracılığıyla yapılır. Bu defa da öyle oldu, söz verdiği yapısal reformların hiçbirini gerçekleştiremeyen Sarkozy'nin yeniden seçilmesi çok zor gözüküyor. Sosyalist parti, eğer kendi içinde kanlı bir hesaplaşmaya gitmezse, muhtemelen Dominique Strauss-Kahn'ı aday gösterecek ve halk arasında bilinen kısaltma adıyla DSK, Fransa'nın 2012'de seçilecek ilk Musevi cumhurbaşkanı olacak.
Fransa, De Gaulle için kurgulanmış olan Beşinci Cumhuriyet ve onun güçlü başkanlık sisteminden giderek uzaklaşıyor. Giderek daha az merkeziyetçi, daha fazla istişareye dayalı bir sistem arıyor.
Bu değişikliklerin, Türkiye açısından bakıldığında, hangi boyutta ele alınırsa alınsın olumlu yönlerinin çok daha ağır basacağı şüphe götürmüyor. AB ile son ciddi krizimiz 1997'de siyasi ilişkileri kesmemiz olmuştu.
Bunu 1999'da Almanya'da iktidara gelen Gerhard Schröder ve Joschka Fischer aracılığıyla aşabilmiştik. 2012'de Nicolas Sarkozy'yi seçimle devirebilecek Dominique Strauss-Kahn (ya da başka bir adaydan) önümüzü açmasını beklemek aşırı iyimserlik olmayabilir diye düşünüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA