YAZARA MAİL GÖNDER Federal Almanya ve seçimler

YAZARLAR

Uluslararası gündem, Suriye üzerinden yapılan pazarlıklara ve gelişmelere o kadar odaklandı ki, diğer konular çok arka planda kaldı. Oysa AB'nin artık sadece ekonomik değil, siyasi ağırlık merkezini de oluşturan Federal Almanya Cumhuriyeti'nde parlamenter seçimler bu hafta sonu yapılıyor.
Almanya'nın idari yapısı federatif olduğu için, eyalet seçimleri ve yerel yönetimler de çok büyük önem taşıyor.
Geçtiğimiz pazar günü, Bavyera eyaleti seçimleri, genel parlamento seçimleri öncesi tüm dikkatleri üstüne topladı. Sadece Bavyera'da örgütlü olan CSU (muhafazakâr Hıristiyan Sosyal Birlik), bu seçimleri yüzde kırk sekize yakın bir çoğunlukla kazanarak Şansölye Merkel'in moralini yükseltti.
Aslına bakılırsa, CSU'nun Bavyera başarısı, sürpriz olmaktan çok uzak bir sonuç: Kurulduğundan beri, Almanya'da Hıristiyan Demokrat ailenin (CDU/CSU) en sağında yer alıyor. Gayet tutucu bir seçmen kitlesine sahip olan Bavyera'da seçimleri kazanmakta da çok zorlanmıyor.
1962'den 2008'e dek CSU, Bavyera'da tek parti olarak yerel iktidarı üstlendi.
2008 seçimleri sonrasında da CSU, FDP (merkez sağ Hür Liberal Parti) ile kurduğu koalisyon sayesinde gene iktidarda kaldı. Ancak geçtiğimiz pazar günü yapılan eyalet seçimlerinde, CSU'nun iktidarı tek başına kazanmış olmasına rağmen, FDP'nin yüzde 3.3 oyla barajın altında kalması, bu hafta sonu yapılacak genel seçimler için hiç iyi bir işaret değil. Angela Merkel, AB içinde şu anda halk desteği en yüksek siyasi lider olarak hafta sonu seçimlerine neredeyse rakipsiz giriyor. Ne var ki, Hıristiyan-Demokrat CDU/CSU yüksek bir oy oranı sağlasa da, tek başına hükümet olacak düzeyde değil.
Koalisyon ortağı FDP ise, 2009'daki tarihi başarısından sonra çok zemin kaybetti ve seçim anketlerinde devamlı barajın altında gözüküyor.
FDP seçim barajını aşamazsa, tıpkı 2005-2009 arasında olduğu gibi bir "büyük koalisyon" gündeme gelecektir.
Merkel'in partisinin yüzde 39-40 düzeyinde oy alması beklenirken, Peer Steinbrück önderliğindeki rakibi SPD (Sosyal Demokrat parti), anketlerde yüzde yirmi dört ile yirmi beş aralığında görünüyor. Bu iki partinin, kendi dışındaki partilerle koalisyon yapacak sandalye sayısına ulaşmaları mümkün görünmüyor.
Eski komünistlerle sosyalistleri bir araya getiren Sol parti yüzde on, Yeşiller ise yüzde dokuz civarında, FDP yüzde beş sınırına yakın, diğer siyasi hareketler barajın altında... FDP'nin Federal Parlamento'ya giremediği senaryoda, bir CDU/ CSU-SPD koalisyonu kaçınılmaz gözüküyor.
Merkel, seçim sonrası Türkiye politikalarının değişmeyeceğini vurguladı. Bu sadece kendi partisi için geçerli bir saptama, çünkü SPD ile koalisyona girerse, Türkiye'nin üyeliğini sürüncemede bırakma politikasını uygulayamayacağı açık.
SPD ise, Gerhard Schröder döneminde olduğu gibi Türkiye'nin üyeliği konusunda bir "itici güç" olabilir mi? Bu soruya, bugünkü koşullarda olumlu bir cevap vermek çok kolay değil. Ancak her yerini savaş sarmış bir Ortadoğu manzarasına karşı, AB'nin de, Türkiye'nin de karşılıklı bağlarını hızla güçlendirmek için kaybedecek hiç vakitleri kalmadı. Bu hafta sonu gerçekleşecek Almanya seçimleri ve ekim başlarında yayınlanacak İlerleme Raporu, Türkiye -AB ilişkilerinin geleceği açısından bizlere çok önemli işaretler verecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.