YAZARA MAİL GÖNDER Süleyman Şah Türbesi ve düşündürdükleri

YAZARLAR

Suriye'de inanılmaz vahşette bir savaş hüküm sürüyor. Dokuz yüz kilometre ortak sınırın bir tarafında Türkiye Cumhuriyeti toprakları var, sığınanların hayatlarını ve insanlık onurlarını koruyan bir vaha gibi duruyor. Diğer tarafta, çeşitli silahlı güçlerin at oynattığı, devlet yapısının ve asgari hukukun tamamen ortadan kalktığı bir Suriye var. Irak'ın bir bölümü de aynı durumda, merkezi devlet otoritesi, Dicle ve Fırat havzalarında geçerli değil.
Bu coğrafyada hâkim olan güçlerin hiçbiri, diğer silahlı güçlerle çatışmaya girmeyi tercih etmiyor. Başta Suriye'nin büyük kentlerinde durumunu muhafaza eden Esad rejimi yanlısı güçler olmak üzere, tüm diğer silahlı gruplar, tehlikesi az fakat medyaya yansıması çok ses getiren eylemleri benimsiyorlar. Büyük saldırılar yerine sivil halkı öldürme, sürme, tehdit ve şantaj ile kendilerine tabi kılma, insanların gözünü korkutmak için toplu idamlar gerçekleştirme gibi yöntemlere başvuruyorlar.
Suriye'den gelen IŞİD güçleri, Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nu işgal ederek, aylarca hepimizi yüreğimiz ağzımızda, yurttaşlarımızın durumunu merak etmeye mecbur etti. Hükümetin diplomatik çabaları sonucu, kimsenin burnu kanamadan bu yurttaşlarımız Türkiye'ye getirilebildi. O dönem, Musul Konsolosluğu'nun neden zamanında boşaltılmadığı hususu, muhalefet tarafından çok sık dile getirildi ve hükümet eleştirildi. Bilindiği gibi, yurtdışı diplomatik temsilcilikler, vatan toprağı sayılır ve dokunulmazlığı vardır. Şimdi aynı muhalefet, daha da yüksek sesle neden "vatan toprağı" addedilen Süleyman Şah türbesinin savunulmadığı hakkında hesap soruyor. Bu muhalefet anlayışı, Türk demokrasisini hızlı biçimde zehirliyor ve ne iç siyasette, ne de dış siyasette ciddi bir diyalog kurma imkânı bırakıyor. Dış medya da, bu amansız sürtüşmeden esinlenerek ya da kimi yapıların etkisinde kalarak, Türkiye'nin Ortadoğu'da yürüttüğü siyaseti büsbütün anlaşılmaz hale getiriyor, kimi zaman da kaba biçimde çarpıtıyor.
Olan biteni anlamak çok zor da değil. Askeri anlamda savunulması mümkün olmayan Süleyman Şah türbesinde ihtiram görevi yapan 38 askeri personel, bölgede IŞİD, PYD ve koalisyon hava güçleri arasındaki savaşın şiddetlenmesi yüzünden aylardır mahsur durumdaydı. Bir operasyonla hem askeri personelin güvenliği sağlandı, hem de yüksek sembolik değeri olan bayrak, türbedeki kıymetli emanetler ve sandukalar, güvenli bölgeye nakledildi. Geçici olarak Suriye topraklarında bir istirahatgâh oluşturuldu.
TSK, bu operasyonu çok geniş bir askeri güç kullanarak kara harekâtıyla yapmayı tercih etti. Türk hükümeti, operasyonu bir gün önce Suriye makamlarına ve koalisyon güçlerine bildirdi. Buna rağmen, tek bir kurşun atılmaksızın 40 kilometre derinliğinde bir askeri harekât gerçekleştirmesi, Türkiye'nin "bu coğrafyada bu harekâtı düzenleyecek kapasitem var" mesajını göndermesi anlamına gelir. Bu mesaj iyi alındığı için TSK mensuplarına saldırıda bulunulmamıştır. Türkiye'nin IŞİD ile bir işbirliği içinde olması hiçbir açıdan mümkün değildir, çünkü IŞİD herhangi bir işbirliği yapılabilecek bir yapıya sahip olmayan bir cinayet örgütüdür. Öte yandan, çözüm sürecinde alınan çok önemli mesafeye rağmen, PKK/ PYD güçlerine Türk hükümeti haklı nedenlerle güvenmemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aylardır ısrarla öne sürdüğü "eğit/ donat" çözümü, nihayet, küçük bir ölçekte olsa da başlamak üzeredir ve ABD bu çözüme sonunda evet demek zorunda kalmıştır. Bütün bu analizler, Ortadoğu politikasını en iyi bilen ve anlayan analizcilerin yazdığı Lübnan'ın l'Orient/ Le Jour gazetesinde, rahatlıkla yapılabilirken, acaba neden Türkiye'de ve yurtdışında, Cumhurbaşkanına ve hükümete muhalif güçlerce ısrarla görmezlikten gelinir?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.