YAZARA MAİL GÖNDER Evlat sevgisi bu demek

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Dünyanın en ünlü edebiyatçıları, sosyologları, psikologları bir araya gelse, gerçek evlat sevgisinin ne demek olduğunu İbrahim Dayı kadar iyi anlatamazlardı.
Peki kim mi bu İbrahim Dayı? Anlatayım:
Ben de tüm Türkiye gibi onu dün Müge Anlı'nın ATV'deki programı sayesinde tanıdım. İki yıl önce Bakırköy'de kaybolan oğlu Metin'i bulmak için gelmişti stüdyoya.
Adı İbrahim Kara'ydı. 73 yaşındaydı. Bacaklarının çok üşüdüğünü söyleyince hemen bir battaniye getirip dizlerine örttüler. Aslında oraya kendi perişan durumunu anlatmak için gelmemişti. Tek derdi; zihinsel engelli oğlunun bulunmasıydı. Ama detayları anlattıkça, ortaya inanılmaz bir dram serildi. Altı oğlu daha vardı İbrahim Dayı'nın, hepsi de engelliydi...
Üç kuruş emekli maaşıyla, kimseden yardım almadan, İstanbul'un orta yerinde iki göz odada -nasıl olduysa- hayatta kalmayı başarmışlardı. İbrahim Dayı sadece oğlunun bulunması için yardım istiyordu. Başka bir talebi yoktu. Gözü de toktu, gönlü de...
yetmiyormuş gibi iki yıldır kayıp olan yedincisinin peşine düşmüştü o haliyle... İşte 'evlat sevgisi' bu demekti. İşte 'baba' olmanın en saf hali... Hani dedim ya; cümle edebiyatçı, felsefeci, bilim adamı bir araya gelip günlerce konferans düzenleseler, evlat sevgisini, baba olmanın erdemini bu kadar net ve bu denli dokunaklı bir şekilde anlatamazlardı. Müge ile beraber, hepimizin gözünden süzülen yaşlar bunun içindi...
Şimdi diyeceksiniz ki, "Yedi engelli çocuğu dünyaya getirene kadar aklı neredeydi?"
Bunu sormakla üzerimizdeki tüm sorumluluğu savuşturabilir miyiz? Hiç sanmam.
Onun cehaletinden hem devlet, hem toplum olarak hepimiz sorumluyuz. Şimdi 'sebebi' soruşturmak için çok geç. Vakit, 'sonucu' bertaraf etme vaktidir. Eğer sosyal devlet isek, eğer birey olarak vicdani sorumluluğumuz varsa, İbrahim Kara ve yedi engelli çocuğunun yardımına koşmalıyız. Hem de bugün, hatta bu dakika...
İşte Müge Anlı'nın programlarını bunun için seviyorum. Direkt vicdanlara sesleniyor. Her şeyden önce 'insan' olduğumuzu hatırlatıyor. Bir sokak ötemizde, duvarların içinde o göremediğimiz dramların yaşandığından haberdar ediyor tüm mahalleyi... Hiç çalmadığımız bir kapıyı tıklatıp 'Haliniz nicedir?' diye sormanın her şeyden önce 'insanlık vazifesi' olduğunu anlatıyor. Hem de öyle usul usul değil, kafamıza vura vura... Eminim; bugünden itibaren devletiyle, sivil toplum örgütleriyle, hayırsever insanlarıyla yardım gelecektir İbrahim Dayı ve yedi oğluna...
İyi ki varsın Müge... İyi ki varsın kardeşim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.