YAZARA MAİL GÖNDER Zamansız bir hayatın kraliçesi

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Sinemanın en büyük isimlerinden, 20'nci yüzyılın moda ikonu Audrey Hepburn'ün ölümünün 20'nci yılı...
Moda dünyası, ölüm yıldönümünde yine ona saygılarını sunuyor; Hepburn zamansız fotoğraflarıyla yine dergileri süslüyor.
Ne ilginçtir; ben de tam bugünlerde Hepburn'ün hayatını anlatan 'Zarafet' adlı kitabı okuyorum...
O muhteşem Audrey Hepburn tarzını yaratan ve onu çağın moda ikonu haline getiren Givenchy modaevinin sahibi Hubert de Givenchy şöyle demiş:
"Audrey Hepburn gibi görünmeyi düşlemeyen bir kadın bile yoktur."
Doğru söze ne denir!
'Breakfast at Tiffany's'deki o ışıldayan kadın olmayı kim istemez ki?
Hepburn, bu filmi çevirdiğinde ben dünyada yoktum. Aradan 50 yıl geçmiş ve ben hâlâ zaman zaman bu filmi izlerim.
Benim için Audrey Hepburn sanki hala 20'li yaşlarındadır.
Sanki hiç büyümemiş, eğilip bükülmemiş, sanki saçlarına hiç ak düşmemiştir.
Orada, o zamanlarda dondurulmuş bir fotoğraf karesidir.
Hep genç ve hep hayran olunan...

BİR ELMAS GİBİ PARLIYOR
Starların yaşam öyküleri her zaman ilgimi çeker. Nereden gelmişler, nerede durmuşlar, nerelere gitmek istemişler ve bunun için ne bedeller ödemişler?
Başkalarına adanmış bir hayatla, kendine ait dünya arasında nasıl bir sınır belirlemişler?
İşte Hepburn'ün, birinci derece tanıklarının anlattığı yaşam öyküsünden altını çizdiklerim:
Filmlerdeki kostümlerine son derece özen gösterirmiş. Tüm modacılara onaylamadığı ya da üzerinde değişiklik yapmadığı bir şeyi asla giymeyeceğini öğretmiş.
'Roman Holiday' filminin Amerika prömiyeri için New York'a gittiğinde, basının coşkusu görülmeye değerdir. 'Ustalıkla kesilen bir elmas gibi parlıyor' diye yazılar yazılır. Eleştirmenlerin çılgın coşkusunu şöyle yorumlar:
" Yazarlar tarafından yeniden yaratıldım. Fakat şimdilik yalnızca bir gölgeyim. Halk onay vermeden gerçek bir varlığa dönüşemem."
Halkla ilişkilerini yürüten H. Rogers ise şöyle der onun için: "Bir film yıldızı olma tutkusu yoktu: Özel hayatındaki mutluluğu, huzuru, çocukları ve aşkı paylaştığı bir kocayı daha çok önemsiyordu."
Rol arkadaşı Cary Grant, film setinde, son derece hassas ve kırılgan olduğunu fark ettiği Audrey'e "Kendini biraz daha sevmeyi öğrenmelisin" der. Burada yazar Donald Spoto bir parantez açıyor ve bakın neler yazıyor:
"Sinema yıldızlığının, özellikle kadınlar için en zor yanı; daima özeleştiriye zorlanmalarıdır. Yönetmenler, rakipler, hayranları ve basın; onlara sürekli kıymet biçer. Sadece en kibirli oyuncular, görünüşlerinin mükemmel, yeteneklerinin vazgeçilmez olduğunu düşünür. Onların kendilerine duydukları sevgi; şimdi ve gelecekteki eleştirilere katlanmalarını sağlar."

KOÇYİĞİT'in ŞÖHRET YORUMU
Daldan dala atlıyoruz; Ali Rıza Türker tarafından kaleme alınan ve Ferdi Özbeğen'in hayatını anlatan 'Şöhret Dediğin' isimli kitapta, ünlü isimlerin 'şöhret'le ilgili açıklamalarına da yer verilmiş.
Bakın Hülya Koçyiğit neler söylemiş:
"Şöhret, tıpkı gençlik gibi kalıcı bir şey değildir. Bu gerçeği çok erken görerek hayat boyu işimi iyi yapmak için çırpındım. Başarılı olunca, elbette şöhret de peşinden geliyor."
Meslek hayatım boyunca kimi insanları şöhretlerinin ilk günlerinde tanıdım, kimini ise kendi tehlikeli sularında dolaşırken gördüm. Bazılarının da her şeyi nasıl sindirdiğini, kendisine yakıştırdığını ama her şeyin ötesinde yaşadığı hayattan mutlu olduğunu gördüm.
En çok dikkatimi çeken konu, 'denge'ydi. Dengeyi bozan ve ölçüyü kaçıranlar, hayal ettiği hayatta durmadı, duramadı...
Benimki mesleki bir merak; bu tarz kitapları sevmemin nedeni de bu. Şöhretli olmanın kodlarını daha iyi çözüyor, karşınızdaki insanı çok iyi anlıyorsunuz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.