YAZARA MAİL GÖNDER Aşk hakkında merak ettiklerimiz...

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Havaalanında İstanbul uçağını beklerken karşıma genç bir çift oturdu.
Belli ki yeni başlamış bir ilişki... Gözleri birbirlerinden başkasını görmüyordu.
Çaktırmadan onları izlerken şöyle bir düşündüm; ilişkilere nasıl böyle başlayıp sonra her şeyin değişmesine izin veriyoruz?
Artık bilimadamları aşkı; şairlerden, yazarlardan daha çok konuşuyor. Aşkın bir kimya olduğunu söylüyorlar.
İşte o kimyanın etkisi ile ilk başta akıldan geçen her düşüncenin, söylenen her sözün; birlikte olduğunuz kişi için önemi vardır. Konuşulacak konular hiç bitmez.

HEM ARKADAŞ, HEM AŞIK...
"Aşkın zevki anlıktır ama acısı hayat boyu sürer" demiş Betty Davis.
Hepimizin tecrübe ettiği gibi; zaman içinde beklentilerin, tatminsizliklerin ve zıtlıkların içinde ezilip kalabiliyor ilişkiler...
Dengeler bozulabiliyor.
Çünkü temel ama birbirine çok zıt ihtiyaçlarımız var... Bir yanda korunma, emniyet, belirlilik, rahatlık, yani insanı kendini evinde hissettiren değerler... Öte yanda heyecan, değişim, yenilik, gizem, macera, risk, sürpriz arayışı...
Birlikte olduğumuz kişinin hem en iyi arkadaşımız, hem de ihtiraslı bir aşık olmasını istiyoruz.
Üstüne bir de 'Bana güvence, süreklilik ve kimlik ver' diyoruz.
Tüm bu paradoksları aşıp aynı kişide hem güvenceyi, hem de seni sıradan yaşantının dışına çıkartacak tutkuyu bulabilmek mümkün mü?
Antropolog Helen Fisher, aşkın bilimini inceleyen dünya çapında bir uzman.
30 yıldır, bu dürtünün insan beynindeki etkisini inceliyor. Fisher, aşkı; sandığımızın aksine bir duygu olarak değil, dürtü olarak gördüğünü söylüyor. Hatta seks dürtüsünden, açlık, belki de yaşama isteğinden bile daha kuvvetli bir dürtü...

SİNİRSEL KAŞINTI
Aşkın ana özelliği de yoksunluk çekmek... Zihnin 'isteyen' bölümünden gelişiyor. Aşkın başında yaşanılan o heyecan, aslında bir saplantı.
Aşk gibi iki beyinsel sistem daha var.
Biri seks dürtüsü, cinsel tatmin arzusu...
Fisher'ın deyimi ile o 'dayanılmaz sinirsel kaşıntı'...
Üçüncü beyinsel sistem ise bağlılık.
Uzun süreli bir ilişkinin getirdiği güven, huzur ve rahatlık duygusu. Şehvet, aşk ve bir eşe karşı derin bağlılık...
Bu üç beyinsel sistem; birlikte var olabileceği gibi her zaman birbirine bağlı olmayabilir de. Örneğin bağlılığınız olmadığı birisiyle seviştikten sonra, ona karşı güçlü bir birliktelik duygusu hissedebilirsiniz.
Çünkü orgazm sırasında dopamin seviyesi zirveye ulaşır. Bağlılık hormonu oksitosin salgılanır; o kişi ile daha fazla beraber olma isteğiniz artar.
Bu yüzden uzun süreli bir eşe karşı yoğun bir bağlılık hissederken; bir yandan da başka birine karşı aşk hissedebilirsiniz, hatta bu ikisi dışında başka birilerine karşı da seks dürtüsü hissedebilirsiniz.
Anlayacağınız, hepimiz duygusal açıdan biraz arızalıyız. Bu yüzden belki de bir başkasına değil, asıl 'kendine ait olma' hissini kaybetmemek gerekiyor.
İşte bu tecrübenin getireceği olgunluk ve anlam; sevgiyi hissetme ve yaşama şeklimizi de olumlu yönde değiştirebilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.