YAZARA MAİL GÖNDER Odaları dağınık belki ama...

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Cumartesi sabaha karşı artık, çocukları bir türlü eve girmek bilmeyen annelere dönmüştüm.
Yerimde duramadım, kalbime "Daha sakin atmalısın" dedim ama dinletemedim.
Ertesi gün erken kalkacağım için uyumam lazımdı; bir değil, iki uyku ilacı içtim ama ters tepti, cin gibiydim.
Evin içinde kapana kısılmış hayvan gibi çırpındım durdum. Çünkü dışarıda 'bir şeyler' oluyordu.
Beş gün önce şarkılarla başlayan, dün de yazdığım gibi Türkiye'nin en nahif, en barışçıl, en zararsız eylemi; özellikle büyükşehirleri yakan yıkan, kanatan bir deliliğe dönüştü.
Evet, o yaşananlar bir delilik hali olmalıydı.
Histeri krizi gibi...

KORKU DUVARI AŞILDI

Elinde ne taş, ne sopa, ne silah, ne da bıçak bulunan, sırt çantasının muhteviyatı kitap, su ve mp3 çalardan oluşan o güzel insanlara; polis hınçla öfkeyle, nefretle, nedeni bilinmez bir yok etme isteğiyle saldırmaya başladı.
Ve sonra olanlar oldu.
Bütün birikmişler volkan gibi patladı.
Dün Mirgün Cabas'ın Milliyet'teki yazısında yazdığı gibi; 'korku duvarı' aşıldı. "Artık ne olacaksa olsun" diyenler sokaklara döküldü. Sokaklara dökülemeyenler ellerine tencere, tavasını alıp balkonlardan gürültü yaparak protestoya katıldı.
Buraya kadar, arada endişe edilecek olsa da, dehşete kapılacak bur durum yoktu.
Ta ki cumartesi akşam saatlerinden pazar sabahının ilk ışıklarına kadar...
Tam polis Taksim'den geri çekilecekken sivil halkın arasına karışan parti ve yasa dışı örgüt üyeleri geçtikleri yerleri yakana, polise taşla, molotofla saldırana, eli sopalı ne idüğü belirsiz hırpani kılıklı saçma sapan adamlar sağı solu yıkıp yağmalayana, özelilkle İzmir'de önlerine geleni dövene kadar yani...
Bu ne acayip bir senaryoydu ve tıkır tıkır aksamadan nasıl da profesyonelce sahneye konuluyordu.
İşte orada hepimizin telaşı başladı.
Sosyal medyadan kendimce defalarca sokaktakilere çağrıda bulundum: "Lütfen artık evinize gidin, ya da güvenli bir yere sığının. Provokatörler dışarıda can yakıyorlar; bu beş günlük eylemin sonunda rol çalıp yarattıkları şiddeti sizin üzerinize yıkacaklar. Siz ne anlarsınız taştan, sopadan, molotoftan, şiddetten? Oyuna gelmeyin" dedim, dedik.

NE GÜZELSİNİZ YAHU

Sonunda olaylar yatıştı ve pazar sabahı temizlik başladı.
İşler çığrından çıkmadan önce memleketin en yeşil, en sakin protestosunu başlatanlar; ellerine eldivenleri geçirdiler, çöp torbalarını aldılar ve beş günlük delilikten arta kalanları bizzat elleriyle temizlediler.
Sosyal medyada beş gündür süren bilgi akışı bu kez 'Herkes çöp poşetini alsın, Taksim'e gelsin'e döndü. "Yaşanan şiddetin sorumlusu biz değiliz" dedi bu gençler yani.
Değilsiniz tabii.
Herkes neyin ne olduğunu görüyor.
Tek derdiniz çevreydi, doğaydı, kişisel hak ve özgürlüklere müdahale edilmemesiydi.
Söyleyeceğinizi efendi gibi söylediniz, sopayı, gazı yediniz ama geri çekilmediniz, vazgeçmediniz.
Hepinizi alnınızdan öpüyorum.
Bir de giderken arkanızda çer çöp bırakmayan o güzel ellerinizden...
Ne güzelsiniz yahu, ne güzelsiniz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.