Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Twitter'da takip ettiğim 'terapi_defteri' isimli hesapta şöyle yazıyordu:
"Bazen aklını kaçırmanın önündeki tek engel, orada bir yerlerde senin gibi olan birilerinin olduğunu bilmektir. 'Ben bir tek kendimi öyle sanıyordum, meğer benim gibi ne çok insan varmış' demek ve yükünüzü atabilmek için derdinizi anlatın!"
Burada 'derdinizi anlatın'dan kasıt büyük ihtimalle 'bir profesyonele anlatın, terapi desteği alın' manasında olabilir.
O da çok işe yarar tabii ama isterseniz alın kedinizi karşınıza ona anlatın.
Yok... Bu pek olmadı...
O zaman, aynı dili konuştuğunuz herhangi bir arkadaşınızı diyelim. Siz yeter ki konuşun.
Dertten, sıkıntıdan patlayacakmış gibi olan beyninize, kalbinize bir tahliye kanalı açın. İrini akıtın ve ferahlayın.

İTİRAF EDİN
Konuşunca sorunlar hemen çözülmüyor tabii ki ama en azından insanın yükü hafifliyor.
Üzerindeki baskı azalıyor.
Böylece sorunlar için daha salim kafayla çözümler üretebiliyor.
Ya da kafa öyle rahatlıyor ki hiçbir çözüm mözüm bulmadan, 'Amaan, at şaplağı rahvan gitsin' deyip o problem her neyse artık, kafaya takılmıyor.
Ketum olmak, kendi sırlarını içinde tutmak, kimseyle derdini paylaşmamak, sıkıldığını, üzüldüğünü, korktuğunu dışarıya belli etmemek marifet değil; inanın.
Kan kusup kızılcık şerbeti içmek olumlu bir kişilik özelliği değil yani.
Ben mesela, ne derdim varsa car car herkese anlatırım.
Bazen bu konuda ipin ucunu kaçırdığım bile olur.
Hızımı alamayıp en olmayacak sırlarımı, en olmayacak insanlara anlattığım bile olmuştur.
İnsanlara güvenmeyi sevdiğim ve tercih ettiğim için kendimi sakınma konusunda pek itinalı olduğum söylenemez.
Bu özelliğim bazen canımı yakan sonuçlar doğurabiliyor ama olsun, ben genelde halimden memnunum. İçimde hiç zehir biriktirmiyorum.
Sadece dertleşmek de değil.
Bakın şunu bir deneyin; fobi boyutunda olmayan ama hayat standartınızı düşüren, sizi rahatsız eden korkularınızı utanıp, sıkılıp içinizde tutmayın; gidin birisine söyleyin.
Yine kendimden örnek vereyim.
Bir ara, uzun aylar boyunca ilaç da kullanmama rağmen uyku sorunu yaşıyordum.
Sabah güneşin doğduğunu görmeden, yani ortalık aydınlanmadan gözlerimi kapatamıyordum.
Ne zaman günün ilk ışıkları pencereden vuruyor, ben de ancak o zaman uykuya dalabiliyordum.
Sonra, bunun nedenini uzun süre kendime bile itiraf edemediğimi fark ettim.
Ben ki uzun yıllardır tek başına yaşayan ve hiçbir şeyden korkmayan Öncel; nedendir bilinmez, birden evde yalnız kalma korkusuna kapılmıştım.
Bunu bir zayıflık olarak gördüğüm ve kendime yakıştıramadığım için de; kafamda bu korkumu kedi pisliğini örter gibi örtmüştüm.

KORKUYLA YÜZLEŞİN
Ne zaman ki bunun farkına vardım yine biraz da çekinerek bu yaşadığımı telefonda bir yakınıma söyledim: "Ben neden uyuyamıyorum biliyor musun?
Galiba gece olunca evde yalnız olmaktan korkuyorum."
Ve 'pat!' diye konu kapandı.
Bunu söylediğim günün gecesinden sonra korkuyu da, uykusuzluğu da hiç yaşamadım.
Meğer tek derdim bunu hem kendime, hem de bir başkasına itiraf edememekmiş.
Söyledim, rahatladım.
Bu örneğin benzerini hayatım boyunca birkaç kez daha yaşadım.
Lütfen siz de deneyin.
Korkularınızla önce kendiniz yüzleşin sonra da gidip bunu başkalarıyla paylaşın.
Tamamen geçmese de o koyu endişe ve korku haliniz bir parça seyrelecektir.
Bakın garanti diyorum, denedim diyorum. Boşa konuşmuyorum.
Haydi, güzel haberlerinizi bekliyorum.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER