YAZARA MAİL GÖNDER Tek taraflı 'kesik'

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Fatih Akın 'Kesik'in (The Cut) galasından önce "Kendimi bir boksör gibi hissediyorum, eleştirilere hazırım. Önemli olan yere düştüğünde kalkmaktır" diyordu.
Usta yönetmen, röportajlarında da filminin beğenilmediğini rahatlıkla söylüyor. Özetle; kariyerinde ilk defa bir filmi beğenilmeyen Akın, aldığı sert eleştirileri bir deneyim olarak görüyor ve bundan da büyük keyif alıyor. İşte büyük yönetmenlik budur.
Akın madem bir boksör gibi hazır, 'Kesik'i yumruklamaya başlayalım o zaman...

KÜBA BİLE VAR!
Film, 1915 yılında Mardin'de başlıyor. Demirci ustası 'Nazaret', diğer yetişkin Ermeni erkekleri gibi bir gece yarısı askere çağrılma bahanesiyle evinden alınıyor.
Aç susuz, en sefil şartlarda yol yapımında çalıştırılan 'Nazaret', taş kırarken önünden tecavüze uğrayan Ermeni anneler, aç susuz kalan çocuklar, yaşlılar geçiyor. Anlıyoruz ki, 1915 Ermeni Tehciri başlamış... Filmin bu bölümleri tam bir insanlık dramı. 'Nazaret', bir Türk askerinin emriyle tam boğazından kesilecekken, yine bir Türk'ün yardımıyla kurtuluyor ve ailesini aramak için büyük bir yolculuğa çıkıyor. Bu öyle büyük bir yolculuk ki, Mardin'den Küba'ya ve Amerika'ya kadar uzanıyor.
'Küba ne alaka?' demeyin! Akın, bu filmi çekmek için beş yıl uğraşmış, okumadığı kaynak kalmamış. 1920'lerin başında Havana'ya gitmek zorunda kalmış Ermeniler'in güncelerine de rastlamış. 'Kesik' filminin ikinci yarısı da büyük göçün peşinde giden bir yol öyküsü aslında. Film; Akın'ın genç yaşta çektiği başyapıtların yanında ne yazık ki zayıf kalıyor. Bu kadar özensiz, klişe diyalogları Akın gibi bir usta yazamaz.

DÖNEM EKSİK ANLATILIYOR

Filmde Ermeniler hariç herkesin ana diliyle konuşması da garip kaçmış. Oyunculuklar da kötüydü. Filmin süresi 2.5 saat olmasına rağmen karakter oluşumlarında bile sorunlar vardı. Senaryo, 1915 Ermeni Tehciri gibi ağır bir konunun altında ezilmiş. Gerçi ezilmeyen de yok ki; aradan 100 yıl geçti, dünyada 1915 Ermeni Tehciri'ni neden- sonuç ilişkisi içinde hakkıyla anlatan daha çıkmadı! Ee kolay değil; tarihçiler bile 1915'te yaşananlar soykırım mı, değil mi diye ortak bir görüşe sahip değil.
Film; trajedinin, her ulusun can ve varoluş derdine düştüğü I. Dünya Savaşı ortamında yaşandığını anlatmaya çalışıyor ama dönemin şartlarını tam anlatamıyor. Ermeniler'e yardım eden asker kaçağı Türkler var ama filmin başında o kadar klişe ve özensiz bir dil kullanılmış ki, bazı sahnelerde Türkler gaddar bir ulus olarak sunuluyor.
Bence Akın'ın en büyük hatası; yaşananları bir Ermeni babanın gözünden tek taraflı anlatması. Elbette 1915'te bir insanlık trajedisi yaşanmıştır ama 600 yıl birçok farklı dinden, mezhepten insanın kardeşçe, özgürce yaşadığı bir imparatorluğu, 1915'te Ermeni Tehciri'ne sürükleyen olaylardan da bahsedilmeliydi.

AKIN 'IN HATASI ...
Koca bir imparatorluk, bir gecede cinnet geçirip Ermeniler'e saldırmadı herhalde! I. Dünya Savaşı'nda her cephede savaşan Osmanlı İmparatorluğu yavaş yavaş yıkılıyordu. Anadolu halkı aç susuzdu, her yerde isyan vardı. Yabancı ülkeler azınlıkları silahlandırıp imparatorluğu dilim dilim paylaşmak için harekete geçmişti... Tarihi meseleleri tartışmak için yerimiz dar ama Akın, filmde en azından Ermeni çetelerinden de bahsedebilirdi.
Hiç olmadı Ermeniler'in yaşadığı ölümlerde İttihat Terakki'nin yanlış politikalarının etkisi olduğuna değinebilirdi. Filmin bir yerinde tehcir sırasında Ermeniler'e saldıran atlılar vardı, onlar Hamidiye Alayları mı belli değil. Akın, her şeyin ucunu açık bırakmış ve filmde ihale Türkler'e kalıyor!
Özetle; yaşananları soykırım ilan etmek bu kadar kolay olmamalı. Soykırım, Nazi Almanyası gibi sistemli bir şekilde bir ırkı gaz odalarında yok etme eylemidir. Yapılan sistematik insan kıyımı resmi kayıtlara geçmelidir. Belki de Akın'ı hataya sürükleyen, senaryoyu birlikte yazdığı Mardik Martin oldu. Çünkü Akın bir röportajında kendi yazdığı senaryoda birçok yan öykü ve karakter olduğunu, meseleyi siyasi boyutuyla ele aldığını ama Martin'in bu bölümleri çıkartarak tek öykü, tek karaktere yoğunlaşmasına yardımcı olduğunu söyledi.
Ee o zaman da yarım yamalak bir film çıkıyor ortaya. Başta Türkler gaddar ilan ediliyor, sonra film Ermeni tehcirinden uzaklaşıp bir babanın kızlarını arama serüvenine dönüşüyor.
Arada Halep'ten kovulan Türkler'in Araplar ve Ermeniler tarafından taşlanması ya da bir Amerikalı'nın bir Kızılderili kadına tecavüz etmesi sahneleri de var. Bu sahnelerle Akın, tecavüz ve ırkçılığın her yerde olduğu mesajını vermeye çalışıyor ama her şey yüzeysel kalıyor. Böyle olunca da film, ana meseleyi tek taraflı anlatma hatasına düşüyor.
Asıl sorgulanması gereken ise; Akın'ın neden önceki filmlerinden farklı bir sinema dili tercih ettiği ve bu filmi neden Amerikalılar için çektiği. Elbette yönetmenlerin farklı arayışları olabilir; Akın belki de Amerikan pazarına açılmak istemiş olabilir ama bu riskli arayışların yeri Ermeni tehciri olmamalıydı. Her şeye rağmen 'Kesik' izlenmeyi hak ediyor. İzleyiciyi gözyaşına boğan anlamlı sahneler var. Yaşananlar bir insanlık trajedisi ve filmin öyküsünde bir baba ve çocukları var. Akın her şeye rağmen izleyiciyi etkiliyor.
Akın yönetmen olarak başarısız oldu ama 'Kesik', tarihimizle yüzleşmemiz adına önemli bir adım attı. Umarım bu film, 1915 Ermeni Tehciri'ni her yönüyle tarafsız anlatacak filmlerin çekilmesine vesile olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.