YAZARA MAİL GÖNDER 'Polis Taksim'de destan yazdı'

YAZARLAR

Başbakan Erdoğan, dün Polis Akademisi Mezuniyet Töreni'nde yaptığı konuşmada, 'Polis Taksim'de destan yazdı' dedi. Bu tespite rahatlıkla imzamı atabilirim. Türk Milleti'nin çok büyük çoğunluğunun da aynı görüşte olduğuna inanıyorum. Polis, 'Gezi Parkı Olayları' sırasında, dünyanın en demokratik ülkelerine parmak ısırtacak bir maharet ve fedakârlıkla vazifesini üstün başarıyla yapmış; Taksim'de, Kızılay'da ve Türkiye'nin her yerinde destanlar yazmıştır.
Yarım asır devam eden antidemokratik darbe döneminde, darbecilere ses çıkaramayanlar ve onları destekleyenler, askere kucak açarken polisi hep horlamış ve kötülemişlerdir. Bizim aydınımız ve medyamız saplantılıdır. 'Asker'e yağ çekerken, 'polis'i yerden yere vururlar. Elbette 'Türk askeri' başımızın tâcıdır. O mübarek Mehmetçiği kimselere değişmeyiz. Lâkin asker ile polis arasında önemli bir fark yoktur ki... Askerimiz 'dış güvenliği', polisimiz 'iç güvenliği, asayişi' sağlar ve birbirini tamamlar.
Son olaylarda, bazı yöneticilerimiz, politikacılarımız, medyamız ve aydın geçinenlerimiz iyi imtihan verememiştir. Her zaman olduğu gibi, kendilerine polisi günah keçisi edinmişler ve nasıl olsa bunları koruyan yok zihniyetiyle 'vur abalıya' diyerek olaylardan polisi sorumlu tutmuşlardır. Artık dışarıdan yönetildiği ve demokrasimize bir komplo olduğu açıkça ortaya çıkan olaylarda, şiddete başvuran göstericilerden özür dilenirken, polis 'orantısız güç kullanmak'la itham edilmiştir.
Bereket versin ki, Başbakan Erdoğan, polise cesaretle sahip çıkmış; Emniyet Genel Müdürlüğü bu defa sessiz kalmamış; İçişleri Bakanı gereğini yapmış; en önemlisi de milletimiz kendi bağrından çıkan polisimizi yalnız bırakmamıştır.

***

1984'te Başbakanlık Müsteşarı iken rahmetli Özal'ın 'Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu'nda yapmak istediği bazı değişikliklere, 'İnsan haklarını ihlâl edeceği' gerekçesiyle karşı çıkmıştım. O günlerde suçla mücadele ile kişi hak ve hürriyetleri arasındaki dengenin haklar aleyhinde bozulmaması gerektiğini savunmuş ve merhum Özal'ı bu konuda ikna etmiştim. Son yıllarda CMK'da yapılan değişiklikler hep kişi hak ve hürriyetleri lehine gerçekleşti.
Başbakan Erdoğan, Polis Akademisi'ndeki konuşmasında, 'özgürlük-güvenlik' dengesi konusunda hassasiyetini vurguladıktan sonra şunları söyledi: 'İddia edilenlerin aksine, demokratik standartların yükseltilmesi güvenlik sorunu doğurmadı. Özgürlükler genişledikçe birliğimiz pekişti, bütünlüğümüz güçlendi, kardeşliğimiz daha da anlam kazandı. Yasakları, kısıtlamaları kaldırdıkça; engelleri, engellemeleri tek tek Türkiye'nin gündeminden çıkardıkça; Türkiye daha güvensiz değil, tam tersine daha güvenli, daha huzurlu, özgür ve itibarlı bir ülke hâline geldi.'
Bu sözleri Polis Akademisi'nde, hem demokrasiye hem de polisimize sahip çıkan dünyanın en demokrat liderlerinden birisi söylüyor. Hiç sıkılmadan O'nu 'diktatör' olarak lanse etmeye çalışanların gözlerinin içine bakarak...
***

Polis Akademisi'nde, demokrasi ve insan hakları konularında konferanslar vermiştim. Şu hususu rahatlıkla ifade edebilirim ki, bugüne kadar verdiğim binlerce konferansımın hiçbirisinde bu kadar akıllı, bilgili ve şuurlu bir dinleyiciye hitap etmemiştim. Muhataplarım, demokrasi, insan hak ve hürriyetleri düşüncesine tam mânâsıyla vâkıf bulunuyorlardı. Beni en fazla memnun eden nokta, Akademi'nin bu birbirinden değerli öğrencilerinin, demokratik rejim ve insan hakları ile kamu düzeni ve asayişi temin arasındaki hassas dengenin farkında olmalarıydı.
Millet olarak polisimizi seviyor ve onu sonuna kadar destekliyoruz. Polisine sahip çıkan Başbakanımızı alkışlıyoruz. Bu vesile ile O'ndan polisin sorunlarıyla daha yakından ilgilenmesini bekliyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.