Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Siyasî partilerin TBMM'deki grup toplantılarına 'andımız' polemiği damgasını vurdu. Özellikle CHP ve MHP liderleri, AK Parti'nin ve Başbakan Erdoğan'ın 'yumuşak karnı' olarak gördükleri 'Türklük' konusunu bol bol istismar ettiler; Başbakan'ın ve AK Parti İktidarı'nın 'Türk Milleti'ne karşı olduğunu ileri sürdüler. Bir kavram kargaşasını siyasî emellerle suiistimal ettiler.

***

Yıllardır yazıp çiziyoruz: 'Türk Milleti', 'Türk Devleti' derken kullandığımız 'Türk' sıfatı etnik bir nitelendirmeyi değil, daha çok 'üst kimlik' ile 'vatandaşlık' sınırlarını göstermektedir. Başbakan'ın 'Tek Millet' şeklinde sloganlaştırdığı 'Türk Milleti', ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan toplumumuzdaki herkesin kimliğini ifade eder. Esasen, günümüz modern devletlerinde 'Millet', 'siyasî kimliği' belirten siyasî bir kavramdır. Özellikle üniter ve millî devletlerde vatandaşlığı gösteren 'tek kimlik' vardır; bu da o ülkedeki siyasî üst kimliktir. Ayrıca, Türkler İslâmiyeti kabul ettikten sonra 'Millet' mefhumunu İslâmî muhtevasıyla algılamışlardır.
Nasıl ki Selçuklu'da üst kimlik 'Selçuklu', Osmanlı'da üst kimlik 'Osmanlı' ise Türkiye Cumhuriyeti'nde de üst kimlik 'Türk Milleti' deyimi ile ifade edilir. Tek siyasî üst kimliğin bulunması, hiçbir şekilde ülkede yaşayan çeşitli 'etnik alt kimliklerin' inkârı anlamına gelmez. Bir devlette iki millet oluşturmamak (yani 'Tek Millet' ilkesine bağlı kalmak) şartıyla, etnik kimliğini farklı görenlerin, toplumda ayrışmaya yol açmayacak talepleri elbette karşılanmalıdır.
***

Görüşme Süreci'nin başlangıcındaki belirsizlik ortamında, ben de 'üç yüz aydın bildirisi'ne imza atarak, Yeni Anayasa'dan 'Türk' ve 'Türk Milleti' ibarelerinin kaldırılmasına karşı çıkmıştım. Zira ırkçı- bölücü Kürtçüler ve onları destekleyen bir kısım liberal geçinen aydınlar bunu istiyorlar ve bu ihaneti gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Son on yıllık devrede, 'Türk' ve 'Türk Milleti' deyimlerini kaldırarak yerine 'Türkiyeli', 'Türkiye Milleti' gibi saçma sapan, kimliği sadece coğrafyaya inhisar ettiren, uydurma deyimler icat edip bölücü emellerine ulaşmak için bir hayli mesafe kat etmişlerdi.
Bu süreçte Başbakan Erdoğan çok zor ve 'birleştirici' bir vazife yüklenmişti. Bir taraftan, toplumun yüzde 90'ını rencide etmemeye gayret etmeli, diğer taraftan yüzde 10'luk kısmının bölücülerce zedelenmiş entegrasyonunu yeniden tesis etmeye çalışmalıydı. Bu zor dengeye rağmen Başbakan -yanlış anlaşılan ırkçılık aleyhindeki bir beyanı haricinde- Türklük, Türk Milleti aleyhinde tek kelime söylemedi. Bilâkis, bu denge arayışı sebebiyle çok sık olmasa da zaman zaman 'Türk' olduğunu ifade etti; 'Türk' ve 'Türk Milleti' deyimlerini de kullandı.
Pazar Sohbeti'nde de kısaca temas etmiştim. Geçen perşembe gecesi ATV'deki programda kendisine aynen şu soruyu sormuştum: 'Diyorlar ki sizi itham edenler, bu Türk ve Türk Milleti kavramını, Anayasa başta olmak üzere, her taraftan kaldıracak. Ne dersiniz, kaldıracak mısınız?' Başbakan Erdoğan kelimesi kelimesine şu cevabı vermişti: 'Bu şeddeli bir yalan. Biz defaatle söyledik; biz tüm konuşmalarımızda her zaman söyledik... Millet kavramını ırkî olarak alırsak yanlışa düşeriz. Şimdi TÜRK MİLLETİ dediğimiz zaman bunların içinde hepsi var. Böyle bakıyoruz, böyle anlıyorum ben. Ama tabiî muhaliflerimiz böyle anlamıyorlar.'

***
Bu açıklamalar çerçevesinde CHP ve MHP'nin 'Andımız' meselesini bahane ederek, Başbakan'ın 'Türküm' demeyi yasakladığını, hem de Türk olmadığını ima ederek söylemeleri; nüfusun çok büyük çoğunluğunu istismar ederek fırsatçılık yapmak değil de nedir?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER