YAZARA MAİL GÖNDER Nostalji siyasetinin nihaî zaferi mi?

YAZARLAR

Geçmiş özlemi ve bir çağı yeniden inşa temelli "nostalji siyaseti"nin yükselişi küresel bir olgudur.
Örneğin, ABD başkanlık seçimi adaylarından Donald Trump'ın "Reagan dönemini yaratarak" ülkeyi "yeniden büyük" kılma gayreti, basında da sıklıkla vurgulandığı gibi "nostalji siyaseti"nin ulaştığı zirveyi göstermektedir. Demokratik Parti adayı Hillary Clinton ile uzun süre onunla aday adaylığı yarışını sürdüren Bernie Sanders da New Deal siyasetleri ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa sosyalizmini altınçağlaştıran nostalji siyasetleri ötesine giden tasavvurlar üretememişlerdir.
Bu açıdan bakıldığında ABD örneğinin de ortaya koyduğu gibi "nostalji siyaseti"nin "geleceğe odaklı" siyaset karşısında kapsamlı bir zafer kazandığını vurgulamak yanlış olmaz. Joseph Craft, Robert F. Kennedy'nin öldürülmesinden kısa süre önce Spokesman Review'da yayınlanan ve "nostalji siyaseti"nin nihaî zaferini kazandığını iddia ettiği yazısıyla kapsamlı bir tartışma yaratmıştı. Daha sonra yaşanan gelişmeler, onun 1968'de dile getirdiği karamsar kehâneti doğrulamamıştır.
Buna karşılık aynı iddiaya günümüzde kayıtsız kalmak kolay değildir.
Yural Levin, ufuk açıcı The Fractured Politics kitabında liberal ve muhafazakâr Amerikalıların geçmişe yönelik "nostalji"lerinin toplumsal kutuplaşmanın da dahil olduğu siyasal sorunların temel nedenlerinden birisi olduğunu savunmaktadır.
Levin'in de işaret ettiği gibi "geleceğe odaklanma" yerine "geçmişi yeniden yaratma"yı hedefleyen siyaset anlayışı güncel sorunlara cevap verebilmekte yetersiz kalmakta ve ileri dönemlere yönelik tasavvurlar geliştirilmesini engellemektedir.
"Nostalji siyaseti"nin, zirvesine ulaştığı ABD dışında etkili olmadığını düşünmek fazlasıyla yanıltıcıdır.
Bu yaklaşım, Sovyet nostaljisinin siyaset yapımını önemli derecede etkilediği Rusya'dan; yabancı ve kıta Avrupası karşıtı, Savaş Sonrası Büyük Britanyası'nı yeniden yaratma düşüncesinin yaygın destek bulduğu İngiltere'ye ulaşan bir yelpazede revaç bulmaktadır.

Nostalji siyasetinin kalesi
Buna karşılık 'de "nostalji siyaseti"nin günümüzdeki egemenliğini sadece küresel yönelim ile açıklamak doğru olmaz. Global düzeyde yaşanan gelişmelerin, çok partili yaşama geçilmesi sonrasında nostalji eğilimi fazlasıyla güçlenen siyasetimiz üzerindeki tesiri sınırlıdır.
"Nostalji siyaseti" 'de dönemsel olarak etkisini artıran bir yaklaşım değil temel siyaset yapım tarzımızdır.
Türkiye'de siyaset, eğilimlerden bağımsız olarak "gelecek tasavvuru" üretmek ve bunu inşa etmeye çalışmak yerine bir "altın çağ"ı yeniden yaratma hedefiyle yapılmaktadır.
Ana akım siyasetin iki kanadından birisi olan devletçi modernleşmecilik "altınçağlaştırdığı" Erken Cumhuriyet dönemine dönüşü temel hedef olarak görmüştür. Karşıt kanat olan muhafazakâr kalkınmacılık ise artan bir ivme ile "Osmanlı nostaljisi"ni merkezine yerleştirmektedir.
"Nostalji" karakteri güçlü anlayışın ana akım dışında da siyasetin egemen yaklaşımı olduğu vurgulanmalıdır.
Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye'nin bir "nostalji siyaseti kalesi" olduğu yorumunu yapmak yanlış olmaz. Siyasetin bu temelde yapılması toplumsal kutuplaşmayı artırmasından gelecek tasavvuru yaratılmasının ikinci plana itilmesine uzanan alanlarda sakıncalar yaratmaktadır.
Bunlar şüphesiz "nostalji siyaseti"nin güçlü olduğu ABD benzeri toplumlarda da yaşanan sorunlardır. Ancak toplumumuz böylesi siyasetin yarattığı "altın çağlar"ın temel özellikleri nedeniyle daha kapsamlı meselelerle boğuşmak zorundadır.

Güncelden kopuk altın çağ
Türkiye'deki "nostalji" temelli siyaset, anakronik karakteri ve toplumsal hafızanın gerilerine itilmiş, güncelden fazlasıyla kopuk "altın çağlar"ı seçici uygulamalarla gerçekleştirilen entelektüel fanteziler yardımıyla inşa etmesi nedeniyle, benzer örneklerden farklılaşan, özel sorunlar yaşamaktadır.
İki savaş arası dönemin yol gösterici, yanılmaz lider kültü temelli otoriter siyaset ve modernleşme anlayışını bir yirmi birinci yüzyıl demokrasisinde yeniden üretmek isteyen yaklaşım güncelle ilişkisi oldukça zayıflamış bir gerçekliği altınçağlaştırmaktadır.
İlginç olan uzun yıllar bunu eleştiren kalkınmacı muhafazakârlığın da artan bir ivme ile Erken Cumhuriyet öncesine yönelik "nostalji siyaseti"ne savrulmasıdır. Toplumsal hafıza sınırları ötesinde kalmış monolitik bir "Osmanlı"dan dilediğince seçilen örneklerle inşa olunan "altın çağ," çok uluslu, uzun tarihinin bir bölümü modernlik öncesine ait bir gerçekliği bütünüyle farklı güncel koşullarda yeniden yaratmaya çalışmaktadır.
Romantik yönleri güçlü bu yaklaşımların temel sorunu ağır bir anakronizmi yansıtmalarıdır.
Bir benzetme yapacak olursak bu yaklaşımlar Amerikan siyasetinin kuruluş dönemine dönüşü hedeflemesi ya da İngiliz siyasetinin Victoria çağını yeniden inşa etmeye çalışmasını çağrıştırır.
Trump'ın "Reagan dönemi"ni yaratma ya da İngiliz İşçi Partisi'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyal devletini yeniden üretme siyasetleri benzeri "nostaljik" eğilimler ile karşılaştırıldığında böylesi romantik ve güncellikten bütünüyle kopuk, anakronik yaklaşımlar daha derin ve kapsamlı sorunları içerir.

Gelecek tasavvurları Türkiye'nin, egemen siyaset yapma biçimi olan ve küresel eğilimler ve dahilî gelişmelerle ivme kazanan "nostalji siyaseti"nin yoğunluğunu azaltması önemli bir gerekliliktir.
Siyasetin gelecek için altyapı projeleri dışında tasavvur üretememesi, bunun yerine sürekli biçimde romantize ettiği altın çağları yeniden üretmeye çalışması genellikle varsayıldığından daha önemli bir sorundur. Tamamen "nostalji" temelinde siyaset üreten devletçi modernleşmecilik herhangi bir altyapı projesi ya da ekonomik tasavvura da sahip değildir. Bu alanlarda ciddî hamleler planlayan kalkınmacı muhafazakârlık ise "siyaset, demokrasi ve toplum" konularında yeni tasavvurlar üretme yerine altınçağcılığa yönelmeyi tercih etmiştir. Bu yorum yapılırken, söz konusu yaklaşımların "tarihe saygı duyma ve sahiplenme"den farklı olduğunun altı çizilmelidir.
Toplumun "geleceğe odaklanma" yerine geçmişi yeniden üretmeyi hedeflemesi, "ortak proje"ler üretme yerine çatıştığı varsayılan "alternatif" altın çağlara yönelmesi Levin'in de vurguladığı gibi kutuplaşmayı artırmaktadır.
Dolayısıyla, güncellikle ilişkisi son derece zayıf, anakronik altın çağcılığın yoğunluğunu düşürmek, geleceğe odaklanmak ve "nostalji siyasetinin nihaî zaferi"ni kazandığı toplum olma "ayrıcalığı"ndan kurtulmaya çalışmak Türkiye'nin temel hedeflerinden birisi olmalıdır. Bunun yapılmaması ise uzun vâdede derin ve çetrefil sorunlar yaratacaktır...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.